damla's profile(¯`•.¸¸.-> °º Dosta Kula...PhotosBlogListsMore Tools Help

(¯`•.¸¸.-> °º Dosta Kulak Vermeyen Dost Sahibi Olamaz.º° <-.¸¸.•´¯)

"Çok Sert Olma Kırılırsın, Çok Yumuşak Olma Eğilirsin..." Hz. Ali

damla

Photo 1 of 8
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
More...

Video

 

Video

 

Video

 

Video

 

Video

 
İlgili aramalar: amatör - iclal aydın seni seviyordum -  ben -  bulut -  ben

Video

 

NAMAZ

 
 
 
 
       Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız...  
Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
kapatın gözlerinizi..
aydınlığınız gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun..
göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..
                                                                                                                       
Işte dost nedir bilmek mi istersiniz..
menfaatsiz..
korkunuz olmayacak..
acaba demiceksiniz..
acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde
çünkü O vaat ediyor..
severseniz severim..
severseniz severim..
severseniz severim..
ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak..
sevginizin karşılıksız kalmıcağını bilmek..

şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman..
yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost..
vedud olan bir dost..
rahman olan bir dost..
rahim olan bir dost..
gafur olan bir dost..
sözünde sadık olan bir dost..
surete değil sirete bakan bir dost..

Dost.. dost.. dost.. diye inleyene
Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost..

Ben seni sevdim diyene
gel kulumsun diyen bir dost..

suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene
rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost..

Haydi
yandıysa yüreğiniz..
yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..
sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..
yüreğinize değer verilmediyse..
artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız


serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.
kapatın gözlerinizi..
aydınlığınız gönlünüzdeki O’'göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

O dost ise yürekte serinlik var
O dost ise yürekte huzur var
O dost ise yürekte coşku var
O dost ise yürekte yürek var...

Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise..
İşte o zaman yürekte olana tarif yok..
İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..
İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok..
İşte o zaman O var..
ve O var ise..

Haydi artık sözler sükut etsin..
bırakın yürekleriniz konuşsun..

Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..
göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..
yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..

sevgilinin size nasıl tecelli ettiğiniz işte o zaman.. işte o zaman anlaıcaksınız..

ve işte o zaman anlıcaksınız
O dost ise her şey dost
O sevgili ise her şey sevgili...
 
 
 
 



NE OLUR BENİ TERKETME

Ben unutkanım, cahilim, yanılanım…..
Ne olur sen bırakma beni, terk etme,
 İbrahim a.s, Musa a.s terk etmediğin gibi…
Nefsim ve şeytan uzaklaştırmaya çalıştıkça seni benden, sen
daha da çok yaklaş bana, izin verme seni bırakmama…
Arkadaşım ol, canım ol, dostum ol… Eyy dosta ulaştıran,
Sevgiliye götüren aracısız, araçsız Yaradan’a götüren…
Sessiz feryatlarımın içinde boğulmama izin verme, ben acizim
unutuyorum, sen hatırlat bana Yaratıcının varlığını,
sıkılmışlığımın, horlanmışlığımın, çaresizliğimin, bataklığa
düşüşümün tam ortasında yakala kollarımdan
izin verme düşmeme…
Ne olur terk etme beni…
Mahcupluğum, günahkar oluşumdan faydalanıp iş başında olan şeytana, esir olmama izin verme…
Senden başkasına Yârim dedirtme…
Mahrum bırakma, beni senden, ben gidecekken sen tut beni…
Gözümün nuru, gönlümün ışığı, sevdalım, beş vakitte Cebrail
a.s, Peygamberim ve Rabbimin konuşmasını hatırlatanım.
Örtüme bürünüp uyumama izin verme gündüze en yakın olan
o anda… Beş dakika daha uyumama izin verme, gecenin en
bereketli o anında şeytana yoldaş olmama izin verme, çünkü
ben bir daha hiç o günde olmayacağım, gitmiş olacak giden…
Zayıfım, acizim, unutkanım, yanılırım, biçareyim,

NE OLUR TERK ETME BENİ!!!

Gözyaşları mı barındır sularında, vuslatım ol her seferinde…sular gibi çağlasın yüreceğim beni her çağırışında…Alemlerin Rabbine kavuşturacağın her anda, koşar adımlarla geleyim sana…

Elimin tersiyle itekleyeyim tüm dünya telaşını, arkamda bırakayım… ‘ALLAHU EKBER’ derken… Rabbim bu bel bir tek senin huzurunda bükülür diyeyim seninle birlikte, bu alnım bir tek Sen’in huzurunda yere değer diyeyim…

Sen çağırdın… Ben geldim…. Huzura diyeyim.
“Seninle birlikte gözümün nuru’

Arkadaş sohbetleri için seni kaçırmama izin verme…
Alışveriş telaşı yüzünden senden uzaklaşmama izin verme…

Dünya’nın en tatlı geldiği anlarda, UNUTTURMA BANA KENDİNİ…
 Peygamberim ve dostları dizleri şişene kadar kılardı Seni… Bizler seni dizi keyfi için unutuyoruz… eriniyoruz….

Eyy hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyan, unutmaya ve gaflete düşmeye müsait bir yaratığım ben…hayatımın gerçek amacını unutturma bana… Rabbimle aramdaki o güçlü maneviyatın köprüsü, nefsime uyduğum anlarda, seni unutup dünyamın zindan olmasına izin verme….Koylarına her gelişimde Rabbimin heybetini,
azametini hissettir bana…

Hani hz İsa diyor ya! : “Şüphesiz ben Allah ( C.C)’ın kuluyum. Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.” Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı emretti. (Meryem Suresi, 30-31)

Ve İbrahim a.s: “Rabbim, beni namazımda sürekli kıl” (İbrahim Suresi, 40)

(Rabbim bizi de sende sürekli kılsın inşAllah ( C.C)…AMİN )

Ben çabuk bıkarım, ağır gelebilirsin bazen bana…İstemesem de seni, sen iste beni, arkanı dönüp gitme sakın… Sıkıya gelemem bilirsin… uykumun en tatlı anında, sohbetin en koyu anında geldiğinde olur bana, İşte o anlarda, yaa kazaya bırakırsın ne olacak diyen şeytana inat… TUT VE SALLA BENİ… ne olur bırakma lanetlenmiş olana… Al götür beni Yaratana…

BAZEN AŞK İLE

BAZEN ERİNEREK

BAZEN SÜRÜKLEYEREK

BAZEN KOŞARAK

AMA GÖTÜR NASIL OLURSA OLSUN GÖTÜR BENİ

BENİ BIRAKMA, NE OLUR TERKETME BENİ...


Gelebilseydik bir kerecik gözgöze ey yaşamak!...

 

Ayna ve kadın. Tahmin edileceği üzere uzunca bir süredir birbirlerinin yüzüne bakıyorlar.
Kadın güzelleşme telaşında. Dudaklarını kızıllaştırıyor önce. Rujun ucu aynada geziniyor.
Yanaklarında utangaç bir allık beliriyor. Fırça aynanın yüzünde geziniyor.
Saçlarına geliyor sıra. Takılar aynaya takılıyor. Kulağının aynadaki görüntüsüne bir küpe resmi iliştiriyor. Boynunun göründüğü yere güzel bir gerdanlık çiziyor.
Hayır, hayır! Ayna karşısında bir makyaj değil bu. Ayna üzerinde! Kadın kendisini değil de aynadaki görüntüsünü süslemektedir. Makyajını aynanın yüzüne işlemektedir. Bir o kadar garip, bir o kadar da acı…
Makyajının bittiğini düşünüp gitmeye kalkarsa… Derin bir hayal kırıklığı. Buruk bir hüsran. Tuhaf bir aldanış.
Aynaya yapılan makyaj ne aynaya yakışır, ne de ayna karşısında duraklayanda kalır. Kadının yüzüne, saçlarına, kulaklarına, gözlerine yapıştırdığı ziynetler çözülür. Adımını atar atmaz, makyajı dağılır. Ardı sıra gelmez güzelliği. Hepsi ayna üzerinde kalıverir.
Gençliğiyle ve gençliğine denk gelen güzelliğiyle övünen bir insanın da farklı bir şey yapmadığını düşünüyorum.
Söz gelimi 2008 yılında gençliği ve güzelliğiyle övünen biri, büyük bir ihtimalle 2008 yılında genç olma sırasının kendisinde olduğunu da biliyor olmalıdır. Biliyor (mu?) Sadece sıranın kendinde olduğunu. Ama sadece sıranın kendine geldiğini. Sıra dediğin gelir de geçer de. Yirmilik delikanlı şimdi aynalara bakıp övünüyorsa, övündüğünden çok yerinme ve utanma da borçlanır. Niye mi? Henüz sıranın kendisinde olmadığı, gençlik ve güzellik sırasının başkalarında olduğu, ancak bir pıhtı halinde var olabildiği, kendisini aynaların bile ciddiye almadığı, “olsa da bir olmasa da bir” “şey” olduğu o günlere,
 meselâ, 1988 ve önceki yıllara da yazıklanmalıdır.
Ve dahi şu anın pıhtılarına, bir çiğnemlik etlerine, düşecek olsa pekâlâ çöpe atılabilir zavallı ceninlerine,
meselâ 2018’lerde bir derin mahcubiyet ödeyeceğini hatırında tutmalıdır.
Zamanın üzerimizdeki hükmü bugünler için gençlik olabilir, yaşlılık da olabilir, hayat da olabilir, ölüm de olabilir, henüz doğmamışlık da olabilir.
 Bu, bir ayna yüzeyine yapıştırılmış/çizilmiş süslerden kendi yüzümüze güzellik devşirmeye benzer. Oysa, aynaların bize yansıttığı bize kalmayacak..
Bir başka yılın aynasında yüzümüzde kırışıklıklar olacak, daha ötede bir aynada ise üzerimize toprak yığını ve en fazla soğuk bir taş düşecek.
Nasibimiz bize kalansa, gençlik de değil nasibimiz, ihtiyarlık da...
 Ölüm de nasip değil, hayat da.
Sahip olmak, sahip olduğumuzun bizde kalmasını, bizim de onda kalmamızı gerektirir. Ama…
Zenginlik de yoksulluk da, başarı da başarısızlık da gelip geçer sadece. Bir süreliğine yanımızda tutulur hallerimiz.
Karşılıklı iki trenin gelip geçişi gibi. Bir aralık. Bir anlık. Bir yan yanalık.
Şu nebevî gölge meselinde olduğu gibi: “Ben ve dünyanın misali bir ağaç gölgesinde dinlenen yolcunun misali gibidir.”
Yolcu olduğunu unutup ağaç gölgesinde ebedî konaklamaya kalksan bile, gölge senin üzerinde kalmaz. Kalkar ve gider.
“Günler insanlar arasında dolaştırılır” der Kur’ân. Demek ki günler kadar asıl değiliz.
Günler değil, insanlar gelip geçiyor günlerin önünden. Sabit olan günler, insanlar değişken.
Bir nöbetçi gibi şimdilik dikildiğimiz bir kulübeciktir yıllar. Halden hale yuvarlanıyor bedenlerimiz.
Eksiliyor.
Eskiyor.
Yaşadığımız her hâl, bize bir ara uğrayan bir misafir.
Seferde hallerimiz. Bizde kalmaya kararlı değil. Vedası kavuşmasında başlıyor her lezzetin.
Saklandığımız haz kuytularında eskidiğimizi unuttururuz kendimize.
Her sabahın bir bugünümüzü daha dün ettiğini bilmez gibiyiz.
Her nefesin hesaptan düşüldüğünü hissetmeyiz.
Kendimizi kendi ellerimizle iteriz unutuşun kuyusuna.
Kalbimize uzanan umutlar bir ucuzcu bezirgânın elleri gibi satışa götürür bizi.
 Avuntu köşelerinde suskun birer sürgündür sevinçlerimiz.
Baktığımız her köşede ölü bir deniz. Sanki yüzlerimiz bin kevgir.
Üst üste durmuyor haz tuğlalarımız. Vedaları emziriyor gözlerimiz.
Ne kadar acı ka(y)nıyor suskunluklarımızın dibinde bir bilseydik.
Gelip geçeniz biz.
 Dökülüyor bir bir metal sevinçlerimiz.
Kısalıyor günlerimiz. Uzuyor gölgelerimiz.
"yanaşsaydın yandaşım olsaydın bir sığınak
yağmur altında sığındığım bir kerpiç evcik
olsaydın olduğumu anlasaydım oldu olacak
 gelebilseydik bir kerecik göz göze ey yaşamak."
(Yusuf Özkan Özburun)
"Ve'l asr. Hüsrandadır insan."
                              Senai DEMİRCİ
 

Konuşulan konu Şartlar Zorlaşınca Namazı Terk Edenlerden Misiniz ?

 

Alıntı

Şartlar Zorlaşınca Namazı Terk Edenlerden Misiniz ?
http://ailem.zaman.com.tr/images/2007/01/19/ailemmanset215.jpg


Şartlar zorlaşınca namazı terk edenlerden misiniz?


Her nimet şükür ister. İmkân da bir nimettir. Çoğu zaman imkânın ne
kadar önemli ve değerli bir nimet olduğunu anlayamayız. Onu ancak
kaybettiğimizde farkına varırız. Bu anlamda imkânın şükrünü de
unutmamak gerekir.



İbadetlerimizden namazın günlük hayatımızda imkânla bire bir ilişkisi
vardır. Bu anlamda kimileri imkanlar içinde yüzer. Ama elindeki nimetin
farkına varamaz. Fırsatların biri gelir, diğer gider; ama o, bunların
kadir ve kıymetinden bihaber yaşar. Namaz kılmak için zamanı ve
vakti müsaittir. İşi gücü buna engel de teşkil etmez. Namaz kıldığında
onu horlayacak ya da sıkıntıya sokacak kimseler de yoktur. Mekân
sorun da değildir. Namaz kılacak olsa kimse ona “Akşam kaza
edersin!” de demez. Ama o sahip olduğu bu imkânı kullanmaz.


Namazını eda edenlerden bir kısım da vardır ki; normal şartların dışına
çıkıldığında namazlarında aksamalar olmaya başlar. Namazını
kaçıracakmış telaşına düşmez. Fırsatı varsa ya da onu namaza
çağıran biri varsa ezana kulak verir. Ama bir seyahate çıktığında ya
da işinde sıkıntılar yaşadığında ilk terk ettiği şey namaz olur. Önce
birer birer gider vakitler. Sonra da eda edebildikleri çıkar gider
hayatından. Hassasiyet soğuk bir duyguya dönüşür. Ve insan giderek
kopar inandıklarından.


Namaz vakti girdiğinde içlerine kor düşenler de vardır ki; onlar için ilk
fırsat, namaza gitme anlamına gelir. İşyerlerinde namaz kılmak için
uygun yer yoktur. Yolculuklarında namaz kılacak yer de
bulamayabilirler. Ama onlar için tek geçerli olan, “Nerede olursa
olsun, vaktinde eda”ya niyettir. Bunun için kalpleri çarpar. Akılları
namazdan geri duramaz. Bazen namaz kılacak imkânı da
bulamayabilirler. Ama o an yüreklerinde tarifi imkansız öyle derin bir
ızdırap, öyle sarsıcı bir sıkıntı vardır ki; ilk fırsatta kaçırdıkları namazın
edası için huzura dururlar.


Bir başka grup vardır ki; onların çalıştıkları ortam için namaz, yabancı
bir terimdir. Namaza imkân bulmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü
böyle bir imkân olmadığı gibi namaz kılmak iş hayatının bitmesi ya da
işinde süründürülmesi anlamına gelir. O da her fırsatı bir namaz fırsatı
olarak görür. Ama her gün, kaçan vakit namazlarının acısını hisseder
yüreğinde. Namazların kaçması, namazı tamamen bırakmasıyla
sonuçlanacak bir netice de vermez. Ümitsizliğe kapılmaz. Duyguları
da değişmez. Yaşadığı sıkıntı ve hissettiği burkuntu onu biraz daha
yükseklere çıkarır.

Namazsızlığın bir domino taşı etkisi yaptığını unutmayın. Namaz,
kesintisiz bir devamlılık ister. Namazı gönlünüzün nuru yapmayı ihmal
etmeyin.

Namazı şartlar zorlaşınca terk edenlerden olmayın.

SERHAT ŞEFTALİ



http://arkadasim.zaman.com.tr/images/2007/07/05/arkadasimmanset214.jpg

AŞK SEVDİĞİM ŞEHİRLER GİBİDİR

 
    
AŞK SEVDİĞİM ŞEHİRLER GİBİDİR

Umarım uzun bir yoldur bu...
Ve umarım bugüne dek karşımıza çıkanlardan ibaret değildir yaşam ve yaşamı yaşam kıldığına inandığımız aşk...

Bana aşkı anlat derler...
Kendimizce bir şeyler toplarız her defasında.
Ama çoğu el yordamı, göz karandır.Ölçüsü yoktur aşkın ya da aşkla dolu dolu yaşamanın.Herkesin kendine göre bir tarifi var sonuçta.Kimisi bol acılısını sevmekte kimisiyse kremalı bir tatlı olarak almayı tercih etmekte...

Yaş değiştikçe tercihler de değişiyor ve evet, gerçekten her tercih bir vazgeçiş oluyor...

Ben galiba bu işi pek kıvıramadım...
Hoş, kıvırdım, büklüm büklüm ettim diyene de pek rastlamadım ama...
Galiba ''aşk için söylenen her söze kandım'' evet...
Her şarkıda değilse de bazılarında el kaldırdım...
Kimi şairlerin ve yazarların kimi satırlarından sonraysa yazmamak gerek diye düşündüm...
Sizce de her aşkın ortak tek bir noktası yok mu?
Her aşk tek kişilik değil mi aslında...
Bir aşkta iki kişiye yer yok...

Radyoda şarkı tutar mısınız kendinize?
Ben şarkıları tutar ve hep tuttuğum kişiye kendi dilimden bir ileti sayardım...
Yanlış olduğunu söylediler geçenlerde.Tersi olmalıymış meğer, şarkılardan bir mesaj çıkarmamalıymış ...
İki kişinin birbirine baka baka sağır dilsiz kalmasına bir çare yok galiba...
Şarkılardan fal tutuyor insan sonunda...
Bana her defasında içinde İstanbul geçen bir şarkı çıkıyor...
O zaman düşünüyorum da...Aşk her şehirde farklı duruyor.Bazı şehirlere aşk pek uygun düşüyor...

Bu sabah saçlarımı boyadım...
Boya kutularının üzerinde renklerin ismini okurken biri ilgimi çekmişti, viyole, bakır kızılı, patlıcan gibi isimlerin arasında koyu biz kızılı tanımlamak için İstanbul demişlerdi...
Aldım ben de...
İstanbul yaklaşık dokuz yıldır eşlik ediyor her inişime çıkışıma...

Herkes gidiyor, şehir kalıyor...
Şehirden sevgililer geçiyor.
Şehirden sevip kaçanlar, şehirden sevmekten korkanlar geçiyor...
Şehir aşk eşkıyaları tanıyor; tüccarlar, üçkağıtçılar, aldananlar, aldatanlar, cesurlar ve suskunlar görüyor...
Sonunda,
Beyaz bir gecede hayal kırıklıklarıyla dolu eteğini toplamış çıplak ayak dans eden bir kadına dönüşüyor aşk...

Ve kaç yaşına gelirse gelsin, kimin bedenine uğradıysa, derin kesikler bırakıp arka kapıdan sessizce çıkıp gidiyor...
                                İCLAL AYDIN
           

 

İşte Bizler ve Garipliklerimiz :)

GARİP TÜRK HUYLARI

1. Kağıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır.

2. Rüzgarlı havalarda küller uçmasın diye küllüğe su koyar.

3. Serçe parmağını kulağına sokup iyice sallayarak karıştırır.

4. Ancak bir Türk, gazete bulmacasını hep başkalarına sora sora çözebilme becerisini gösterip , kendisi çözdü diye sevindirik olabilir.

5 . Sakal traşı olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kağıtlar yapıştırır.

8. Soba borusu aktığında yoğurt kaplarını telle soba borusuna bağlar.

9. Nezle olunca tuvalet kağıdını uzun bir şerit yaparak kullanir.

10. Diş fırçasıyla dişini fırçalamayıp da saçını boyamak için kullanan birini görürseniz , o saçını seven bakımlı bir Türk'tür.

11. Konuşma yeteneği olan hayvanlara ilk olarak küfür etmesini öğretir.

12. Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaşlarına havlu tutturarak giymeye çalışıp bir de arkadaşlarına 'bakmayin lan' diye çıkısır.

13. Çorabının kirlenip kirlenmediğini burnuna götürerek kısa süreli koklayarak anlayan kişi temizliğine düşkün bir Türk'tür.

14. Daha birinci telefon zili çaldığında telefonun başına dikilir ama açmak için ikinci kez çalmasını bekler.

15. Bir dükkana girip , onun bunun fiyatinı sorduktan sonra 'abi araba beş dakka dursun, ben hemen gelicem' deyip, 2 saat sonra gelir.

16. Cebinden çıkardıgı paraların içinde en eskisini özenle arayıp bulduktan sonra para üstü verir.

17. Trafikte ambulansın peşine takılarak sıkışıklıktan kurtulup ,uyanıklık yaptığinı zanneder.

18. Kağıt paraların üzerine not alır ve parayı harcadığı için notu kaybeder ve ya elden ele dolaşacagını bildiğinden komik yazilar yazar. Paranın ön yüzüne 'tehlike anında arkayı çeviriniz'
yazıp anında çevirince de 'şimdi değil salak tehlike anında' yazanlardan bahsediyoruz .

19. Çocuğu yanlışlıkla elini kestiği veya düştüğü için ağladığında, elini kesti veya düştü diye çocuğunu döver.

20. Taksi tuttuğunda taksicinin yanına oturur .Eğer üç dört kişi taksi tutuyorsa , taksi parasını veren kişi ön koltuğa oturur.

21. Kürdanla dişini karıştırıp önce çıkarıp bakar , sonra tekrar ağzına koyar.

22. Ütü fişi , teyp fişi veya televiyon fişi kablosunun bakır teli dışarı çıkmış ise çocukları elektrik çarpmasın diye bakir teli selobantla yapıstırır.

23. Ailece televizyon izlenen bir evde kumanda babanın elindeyse, o ne izlerse diğerleri de onu izlemek zorunda kalır.

24. Çantasının içinde yeni tanıştığı birisine bile çekinmeden göstermek üzere en güzel fotoğraflarını ve aile albümünü taşıyan birisini görürseniz hemen boynuna sarılmayın. Çantayı kafanıza yiyebilirsiniz , çünkü o kişi bir Türk kızıdır.

25. Bir Türk esnafı , müşterisinden aldığı parayı önce iki ucundan tutup iki defa gerginleştirir daha sonra da güneşe veya ışığa doğru tutup bakarak sahte olup olmadığını anlar.

26. Evin bir odasının ampulü patladığı zaman yenisini almayıp da fazla kullanmadıgı bir odanın ampulünü onun yerine takar.

27. Evinde bulunan saksıların dibini kültablası olarak kullanır.

28. Dişlerini gazoz açacağı , fındık ve ceviz kıracağı olarak kullanır.

29. İşinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk'ten başkası olamaz. 'Şerefsizin oğlu ne iş yapmış be kardeşim, helal olsun!'

30. Aracın sinyal lâmbaları dururken kolunu çıkararak 'dönüyorum' hareketi yapar.

31. Yemeğin etini en sona birakir.

32. Dingildeyen bir masanın ayağına kağıt sıkıştırma fikri bir Türk'ündür.

33. Dişlerinin arasından 'viij viij' diye ses çıkarır.

34. Tv'de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhatap olan 'dur oraya gitme öldürecekler seni' diyenler Türk sinema severlerdir.

35. Arabasına öküz, köpek, horoz sesli korna taktırma fikrinin patenti bir Türk'e aittir.

36. Gazete kağıdını en iyi şekilde kullanır.(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi )

37. Plastik yoğurt kabını saksı yapar.

38. Arabasının arkasına yazı yazar .(Rahmetli de sollardı, tek rakibim THY, kroyum ama para bende)

39. Uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan sonra görmeyeceğini bildigi halde el sallar.

40. Çiğnediği sakızı daha sonra çiğnemek üzere kafasındaki tülbende yapıştıran bir Türk kadınından başkası değildir.

41. Tek abdestle beş vakit namaz kılmak için iki büklüm kıvranır.

42. Desenlerini çok beğenerek aldığı yeni bir mobilyanın üstünü başka bir örtü örterek kullanır.

43. Geçirdiği bir trafik kazasından sonra kanlar içinde çıkıp,çarpılmış arabasına üzülür.

44. Tüp kaçırıyor mu, kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp kontrol eder.

45. Otoyolda, otomobilin gaz pedalına tuğla koyup, yorulmadan kullanma fikri bir Türk'ündür.

46-Yeni aldığı bir elektronik aletin etiketini çıkarmadan kullanır ( cep tel şeffaf bantla,otoyu kalite kontrol etiketiyle vs.)

vb...

Baş örtüsü bir hayat duruşu...

  •  
 
Ne istiyorlar benden?
Benim istediğim sadece ÖZGÜRLÜK iken...

TÜRBAN

 Türbana çağdışı diyorlarmış.

Eğer bununla başörtüsünü kasdediyorlarsa doğru.

Neden? 

 Çünkü çağları aşan bir kıyafet de ondan.

Günümüz dünyası ondaki hikmet harikasını kimbilir ne kadar sonra idrak edecek..!

 

 
O, sizin omuzlarınızd gün ayetleran söz ediyordu..
Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.
İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla,
süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan...
Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.
Rüzgar bazen pervaz ediyor,
ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp,
sizin başörtünüzde duruluyordu...
 
96755583sj4
 
Ve derken...
Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu...
Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...
Siz... bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz...
Siz... ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz...
 
96755583sj4
 
Siz... yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi
taşıyanlarsınız...
Siz... iffet ve namus timsalleri...
yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...
Siz...yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız...
Ve Sizler BACILARIM...
 
96755583sj4
 
başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...
ALLAH yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen,
horlanan..
Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..
ALLAH için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!

 
96755583sj4
 
BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN!
Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;
ALLAH ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...
- Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz..
- Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız..
- Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz..

 
96755583sj4
 
Ve sizler..
-Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü
acımasızlığı yapanların yüzüne;
Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..
SİZLERE SELAM OLSUN..
BACIM
 
96755583sj4
 
İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..
Onların kanları boşa akmamış..
Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü
imamlar, Akifler..
Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..
HEYHAT..!
 
96755583sj4
 
Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..
Hakkını helal et!
Senin emanetine sahip çıkamadık..
Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..
Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..
 
96755583sj4
 

Onlar okumak istiyorlar..
Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..
O gün fransız, ingiliz yunan dölleri;
Bayrağa, başörtüsüne, namusa el
uzatıyordu..
 
96755583sj4
 
Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler
maalesef birer başörtüsü celladı kesilmişler..
Başörtüsünü düşman bellemişler.
-- Başörtüsünü düşman bellemişler..
 
96755583sj4
 
Reziller görevlerini yapıyorlar..
Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..
Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler,
üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş..
Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!
 
96755583sj4
 
Ümitvar ol...
BACIM...
Unutma! tez geçer zulmün ezası.
Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
Çevirmez ahını ALLAH öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim
olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?

96755583sj4
 
Yolunuz her zaman ALLAH yoludur!
Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır!
Hak haklının en mukaddes malıdır.
Vermezlerse alacaksın tamam mı?
 
96755583sj4
 
Yalana hayır, bu gerçeğe evet
Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert
Birde ötesi var, buranın elbet,
Nasıl olsa güleceksin... güleceksin...
Güleceksin tamam mı?
 
96755583sj4

DâVâSı Ve De SeVDâSı oLMaLı Bu YüReKLeRiN

 
 BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE...

ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE ...
                                                    
                                                                      N.F.K.
 

 
 Başörtülü bir kızım...

Allah’ın emri diye, başörtülü bir kızım,
Ne katilim ne zalim, ne hain, ne hırsızım,
Yeter artık çektiğim, dinmedi yürek sızım!

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

Tarih bizle yazıldı, coğrafyada biz varız,
Kim vatanı severse, bağrımıza basarız,
Koyduğun engelleri, azmimizle aşarız!

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

Babam atam şehittir, oğlumsa nöbet bekler,
Vatan, bayrak, din için, çarpar bizde yürekler,
Kızlarımız okula ne zaman gidecekler?

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

Benim inancım bana, seninki de kendine,
Karışmadım kimsenin, inancına dinine,
Nedir sebep bilinmez, içindeki kinine!

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

Ülkemin dertleri var, çözümsüz sürü sürü,
Derdin büyüğü sende, azgın beyin tümörü,
Tümörlü beyinde hiç, bulunur mu höşgörü?

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

Herkese cadde olan, bizim için tıkanık,
Hep önümüze koydun, paslı demir parmaklık,
Güneş her zaman parlar, senin gözün karanlık!

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

Nedendir bu özlemin, cahiliye çağına,
Neden takıldın kaldın, şu başımın bağına?
Hangi zulüm ebedi, bak soluna sağına!

At çamuru elinden, güneş böyle sıvanmaz,
Hukuk herkese lazım, genleriyle oynanmaz!

                                                    Ekrem ŞAMA

 

 
Akma!! Gözyaşım..Ne Olur Akma Yüreğime..
Söndürme Bağrımdaki Ateşimi..Yansın Değme...
Dur!! Gözyaşım.. Dokunma İçimdeki Çöle..
Ben Razıyım..Yansın Yürek..Feda Olsun CAN EFENDİME...
 
ALLAHIM sen Mevlamızsın..
Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır..
Gözlerimizi aç..
Kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma..
Davamızda zafer nasip eyle..
AMİN... AMİN... AMİN...

 

elhansa

 

Örtü emri: Kişiliğin dişilikten öne alınması

Namaz ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır. Zekat ne kadar Allah'ın emri ise, örtünme de o kadar Allah'ın emridir. Oruç ibadeti nasıl tüm semavi şeriatlarda varsa, tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Ne ki illetleri farklıdır.

Namaz içbükey bir talimatken, örtü dışbükey bir talimattır. Birincisinin illeti Kur'an tarafından 'her türlü haddi aşma ve çirkin davranıştan kişiyi uzaklaştırarak onda her davranışını gözetleyen bir Allah bilinci oluşturmak' (29.45) şeklinde tanımlanmışken, ikincinin illeti 'iffetin korunması için simge' ve 'tanınacak bir kimlik' (33.59) oluşturmaktadır.

Bununla amaçlanan, kadını toplumun içinde dişiliğiyle öne çıkan bir nesne değil, kişiliğiyle öne çıkan bir özne kılmaktır. Dolayısıyla örtü emri, kadının kişiliğinin bir parçası olan mahremiyetine yönelik ihlalleri peşinen durduran bir önlem, kendisini dişiliğiyle değil kişiliğiyle tanımladığını çevresine bildireceği bir iletişim biçimidir. Yani bir kimlik ibrazı (en yu'rafne) yöntemidir.

Örtünmek insânî ve dolayısıyla fıtrîdir. Bu nedenle hayvanlar örtünmezken insanlar örtünürler. Dolayısıyla örtünme ve çıplaklık arasındaki tercihi, İslamlıktan önce insanlık kriterlerine vurmak, dînî çerçeveden önce insanî ve ontolojik çerçevede tartışmak gerekir.

Bu bilindikten sonra, 'Örtünmenin sınırlarını kim belirleyecek? ' sorusu gündeme gelir. Bu sorunun 'kişisel arzu, moda, gelenek, toplum, devlet, inanç' gibi birden fazla cevabı olabilir. Bir insanı 'müslüman' olarak nitelememize yol açan şey, onun 'Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti'dir. Bu teslimiyet, şu ön bilgiye/tasavvura dayanır: 'Beni yaratan, beni herkesten çok iyi biliyor ve seviyor. O halde, onun bana yaptığı öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, onun benim için seçip-beğendiğine razı ve teslim oldum.'

İşte insanı müslüman kılan tasavvur budur. Bu tasavvurdan neş'et etmeyen bir müslümanlık iddiası, Allah'a göre, sahte bir iddiadır. Esasen, müslüman olmak söz konusu olduğunda, sizin kendinizi ne olarak tanımladığınız değil, Allah'ın sizi ne olarak tanımladığı önemli ve belirleyicidir. Bunu anlamak için de sizin müslüman tanımınızın Allah'ın müslüman tanımıyla örtüşüp örtüşmediğine bakmanız yeterlidir.

Yukarıdaki tasavvurdan neş'et eden imanıyla bir müslüman 'Örtünmenin sınırını kim belirleyecek? ' sorusuna Allah'tan ve O'nun vahyinden bağımsız bir cevap arayamaz. Çünkü bir davranışın 'İslamî' olması, referansının Allah olmasıyla mümkündür. Eğer Kur'an örtünmenin sınırları konusunda hükümler vaz etmişse, bu, müslüman olma iddiasındaki herkesi bağlar. Tabii ki o kimse iddiasında samimiyse.

Samimiyetin ölçüsü bellidir: Kitaba uymak. Samimi olmayanlara ise tek yol kalmıştır: 'Kitabına uydurmak! ' Tarihin tüm samimiyetsizlerine bakınız; kitabına uydurmayı kafaya koyduktan sonra, hangi emre karşı mazeret, hangi yasağa kılıf bulunamaz ki? İnsan istedikten sonra; dinin en temel kurallarının tam aksine 'fetva' verecek bir merci bulur. Hatta bir inanç sistemini, onun esaslarını keyfi yoruma tabi tutarak, tam tersi bir işleve büründürebilir.

Örtünme emrinin estetik bir form olan kadın için, erkekten farklı yanları olduğu aşikar. Bunun kadının dişiliğinin, kişiliğinin önüne geçmemesi/geçirilmemesi için simgesel bir uyarı amacı taşıdığını söylemiştik. Bu uyarının muhatabı, daha çok kadını nesneleştiren üçüncü şahıslardır. Kadın tesettürünün başa taalluk eden kısmı, tesettürün simgesel boyutunun zirveleşen kısmıdır.

Başın örtülmesiyle ilgili Kur'anî talimatların pratikte ne demeye geldiğini öğrenmek isteyen biri, bu ayetlerin Hz. Peygamber'in elleriyle yoğurduğu bir hayatta nasıl uygulandığına bîgane kalamaz. Bu tıpkı, dinin teorik kaynağı olan Kur'an'da yer alan 'Namazı dosdoğru kılınız! ' emrini yerine getirmek için dinin pratik kaynağı olan Peygamber'e başvurma zorunluluğu gibidir. Eğer dinin teorik kaynağıyla olan ilişkinizin, dinin pratik kaynağından bağımsız gerçekleşeceğini düşünüyorsanız, bunun, balı kabul edip arının varlığını ve fonksiyonunu inkar etmekten farksız olduğunu bilmelisiniz.

Bunun adı, dini peygambersizleştirmektir. Sormazlar mı adama 'Bu kitap, sizin başınıza gökten mi düştü? ' diye. Hiçbir peygamber 'iletişim aleti', 'ara kablosu' ya da 'postacı' değildir. Hz. Peygamber ise hiç değildir. O, dinin ve imanın bir parçasıdır. Tıpkı bunun gibi, tesettür emri de Kur'an'ın bir emridir ve başörtüsü tıpkı namaz kadar, oruç kadar farzdır.

Eğer peygambersiz düşünülürse, namazın da 'çaresine bakmak' mümkündür. Bu durumda tartışılması gereken Kur'an ve onun getirdiği esaslar değil, sizin İslam'la geçinmeye gönlünüzün olup olmadığıdır.

Kur'an ve İslam yaşadığı sürece bu emir yaşayacaktır. Bu ülkede işgalci Fransız'ların yapamadığını yapmaya çalışmak nafile bir uğraştır. Bu yüz karası yasağın devamından, bu ülkeye zarar vermek isteyenler dışında, kimsenin bir kazancı yoktur. Aksine ülke kan kaybetmektedir. Bu ülkenin tesettürlü kızları, hicret ederek, yasağı aşarak, okumanın bir yolunu bulurlar. Onlar yarın anne olacaklar, çocuk yetiştirecekler. Onların çocukları bu ülkede yaşayacak; memurluk, askerlik, amirlik, tüccarlık, yöneticilik yapacak. Geleceğin annelerinin, çocuklarına, kendilerine kan kusturan elleri öpmelerini mi vasiyet edeceklerini sanıyorsunuz?

İslam'ı islam yapan, onun insanlık için değişmez değerler getirmiş olmasıdır. O bir dindir. Bir ideoloji, milletin ve devletin imkanlarını kullanarak milletin dinine karşı bir savaş açarsa, bundan 'din' zarar görmez. Çünkü bu ülke toptan dinden çıksa, Allah'ın ve onun dini olan İslam'ın zerrece bir şeyi eksilmez. Fakat dindara zulmedilmiş olur ve bu savaşı açanlar hem kendi ocaklarını, hem de başkalarının ocağını söndürmüş
olurlar.

                                                             MUSTAFA İSLAMOĞLU

 

 

Cephelere kağnılarla mermi taşıyan kadınların ortak giyimi böyleydi.

Bu resimlerde elinde bayrak tutan iki öğretmen hanım yüzü çarşaflı ve peçeli yanlarındaki öğrencilerle Atatürkü karşılıyorlar

Atatürk günümüzdeki atatürkçü geçinen islama her fırsatta saldıran Atatürkçüler gibi asla dinsiz değildi.Bizim mücadelemiz demeokrasiyi ve millet iaradesini henüz sindirememiş olanlarladır.Biz sadece demokrasi istiyoruz.

Rabbim (Celle celaluhu) Cümle bacılarımızı, başlarındaki NUR hürmetine saliha kullardan eylesin inşAllah...
 
 

Kahraman Tazeoğlu'ndan şiirler

Kahraman Tazeoğlu
 
İNTİHAR ETTİM

 

 

deli dolu geçtik ateş hatlarından
sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
sevdikçe korktum
korktukça daha çok sevdim
er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
neden sonra farkına varıyor insan
ayağına takılan bütün taşları
yoluna kendi döşediğinin

senin yarınlara inancın benden yüklüydü
daha cesaretliydin
planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
er geç açacaktı biliyordun
deli sevdalı çocuk ruhumun
nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
bir sonsuzluk buldun kendine
ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
sonra birden
yeşil bir kentte
ılık bir yaz gecesine astın beni

sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
ödedim
cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
son sözün
ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
anılar kemirdi yüreğimi
felç oldu hislerim
zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
tek bir saniye bile süzülmüyordu
ters çevirmeye cesaretim yoktu
çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
korkağı olmuştum

aşkların sonrasında hüzün vardır
ya sen hüznü boğarsın
ya da hüzün seni boğar
ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
yaralı kuş rolüne soyunacağına
yürümeyi denemelisin
hayata dönmelisin

bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
ve sonunu infaz ediyordu içimde
o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
ölen ben olurdum
o gece
hayatın lekesiz bir anında
seni intihar ettim
şimdi katil benim

artık güncemde bir boşluksun
yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
ve sana ait sandığım her şeyin
aslında benim olduğunu öğreniyorum
hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
kendimi keşfettikçe
seni kaybediyorum
ve ufkuma sensizliği
korkusuzca geriyorum..

Kahraman Tazeoğlu

 

 

En Fazla İçimde Ölürsün

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz


En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım


En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde





En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?


En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim

Kahraman Tazeoğlu

 

Güzel Sözler

HEMEN GİTME......

Hemen gitme

Unutmuşum aşkta söylenenleri
Nasılsın'ı bile bir başkaydıHemen gitme
Böyle tenhalaşmışım ya
Durup halini hatrını soruyorum gölgemin
Sanki yüzgöz olmuşum hüzünlerle
Kalbim diyorum ellerim çıkıp geliyor
Kovamıyorumda
Hemen gitme
Sana bir yaprak kadar solgunum desem, rüzgar çeler aklımı
Dallanıp budaklanır içimdeki boşluk
Bahara karın tokluğuna gelen ağaçlar gibi olurum
Hemen gitme bu kente bir sokak daha gelse
Söyle kim arar seni
Kırılır gülümsemelerin bir bir içime düşer ve
Bir gülü uyandırıp uygarlığından kırmızılığı ne kadar
Kim götürür seni
Ahh neydi ki suçum Gençliğimi ve terketmelerini kayırmaktan başka
Alıp başını gidiyorsun benden
Hemen gitme
Sana diyorum bi ağlasam, üşüsem derin bir kuyu gibi
Omuzlarından başlayıp yıkılsam önüne
Utanır sevinçlerim insan içine çıkamayan toprak gibi olur
Hemen gitme
Anla beni ben bu yalnızlıkla geçinemem
Geçinemem terkedilmiş bir yürekle
Ama yinede sen sen herşeysin işte
Hayata açılan pencerem
Sevinçlerimi büyüten odalarım
Hemen gitme
Terkedilmiş evler gibi olurum
Hemen gitme.....

Kahraman Tazeoğlu

her aşk katilidir bir öncekinin...

rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende her şeyken

canım
yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil

Kahraman Tazeoğlu

SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar,
Bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
Yaşlarımı,
Yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsa da
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutmadın yalnızlığımın
Saçlarımı da uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terk ediyorum

"Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin
Acımı dindirecek olan da.
"Ya öldür beni" dedim
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim.
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yarini
Şafaklara sattın ihanetini
Külüme basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terk ediyorum....

Kahraman Tazeoğlu

 

Söyleyemediklerimi Sen Anla!!!

Bilinmezlere Gidip Gelirdim
Bilinmedim
İnandığım Her Şey Adına Yasak Sorular Sordum Kendime
Bütün Denklemlerin Bir Bilinmeyeni Ben Oldum
Sevgiyi Sordum
Neden Bu Kadar Yalnizdik, Sen Söyle
Bes Duyumu Yitirdim Kaç Zaman
Anlayan Yoktu
Yutkundum Arsenik Tadinda
Yaşamam Sandım
Kaçiyorum Bu Dünyadan
Nedenini Hiç Sorma
Bakislarim Benim Degil Artik
Sesim Degisti
Bu Kez Baska Gittim
Kendimden
Söylenemezseler Bilmeyecektim
Ağlayınca uzun Ağlarım Kimseler Olmaz
Bu Kez Baska Gittim Kendimden
Söylemeseler Bilmeyecektim
Ağlayınca Uzun Ağlarım Kimseler Olmaz
Susmanın Konuşmaktan Zor Olduğu Anlardır Bu
Anlar Mısın?
Yaşam Ne Tuhaf Bilmecedir
Sen Anlıyorsun, Biliyorsun
Her Şeyi Biliyorsun
Anlıyorsun
Yanılmıyorum
Anlayamayan Bendim
Yaşamın Bir Düş Penceresi Olmadığını
Çiçekleri Severken Dalları Kırmak Olmaz Sanırdım
Aşkı Kendi Rengiyle Taşıyıp, İçimi Sancılar Bastığında
Avuçlarımda Kederi Eritip Yürüdüm Sandım
Kimselerin Bilmediği Yerlere
Bütün Tanımları Değiştirip
Öylesine Hesapsız, Hiç Beklenmedik Sevilir Sanırdım
Gözümün Önünde Vurdular Beni
Birden Bire Bensiz Kaldım
Durduk Yere Düştü Ellerim
Oysa Bedenimde Cehennem Benzeri Atesler Vardı
Sana Her Şeyi Anlatmadım
Şimdi Hangi Aynaya Baksam Kimliksizim Ben
Büyük Kederleri Unutturacak
Büyük Mutluluklar Bulmalı
Derin ve Keskin Acılar Yaşamakta Olan İnsanlar İçin İmkansızdır
Taşınması Zor Acıları yaşamış İnsanlar
Bazen Büyük Bir Mutluluk İhtimali Kapılarını Çalsada
O kapıyı Açacak Gücü Ve Cesareti Kendilerinde Bulamazlar
Hatta Sessizce Durup Kapılarını Çalan
Bu Beklenmedik Yolcu Gitsin Diye Beklerler
Kederli İnsanları Yeniden Hayata Döndürüp
Yüzlerini Gülümsetecek Tılsım Küçük Ani ve Kısa Sevinçlerde Gizlidir YAR...
İnsan Belki Bir Kere Kendini Ve Kimliğini Öldürebilirdi Ama
Bunu İkinci Kere Yapmak İmkansız Gelirdi
Sen Bir Kez Sendeki Seni Öldürdün
Ona Sadece Hayatından Küçük Dakikaları Ayırdın
Ben Sendeki Senin Kapısını Çalan Beklenmedik Yolcuydum
Sen Gitmemi Bekliyorsun
Dokunmanın Korkunç Hazzını Keşfedip
Dokunamamanın Korkunç Hazzını Duymak İçin
Duymak Gibi Bişey Bu
Sendeki Anlatma İsteğiyle
Saklama Arzusunu Bir arada Görmek
Oysa Biz Zamanın İzini Kaybetmiş
Zamandan Kopmamış Olanların
Asla Anlayamayacağı Bir Zamansızlıkta Karşılaşmamışmıydık
Uğultulu Sesler Arasında
Birbirimizin Sesini Duyup Dinlemeyi Öğrenmemişmiydik
Hayat...
Her Eksilttiğinin Yerine Bişey Veren
Ya da Her Verdiğinin Karşılığında Bişey Eksilten
Bi Oyun Değilmiydi
Eksilttiklerimizin Karşılığında Bu Paylaşımı Bulmuşken
Bize Sunulan Bu Paylaşım Karşılığında Eksilen Neydi
Zamandan Kopmamış Olanların Yaşayacağı Korku Niye
Senin Duyumsadığın Duyguları Duyumsamamdan mı Korkuyorsun
Ben Bu Paylaşıma Bir Kimlik Aramıyorum Sevgili!!!
Zamandan Kopmamış Olanların Ad Koyma Çabası İçinde Değilim Ben
Zamansızlıkta Bulduğum Bu Sevginin
Zamanın İçinde Kaybolmasına İzin Vermemek İçin Bütün Çabam YAR!!!
Bu Çabayı Kimseler Anlamaz Bilirim
Ama Sendeki Sen Anlar
Senin Verdiğin Kimlikten Fazlasını Yaşamıyorum
Bir Ses Duyumu Kelimelerce Kelimelerce Olsada
Örselenmiş İlişkilerde Unuttuğumuz
Fotokopiyle Çoğaltılmış Sevgilerin Yaşandığı Şu Anlarda
Hep Özel Kalacak Bir Tat Yaşadığımız
Kaçmaya Çalıştınmı Yakalandığında
Kaçtığında Sahip Olduklarını Bile Kaybedersin Unutma!!
Ben Belki Kaçmayı Beceremedim Ve Yakalandım
Belki de...
Vazgeçmekte Geç Kaldım
Bilki Kazanma Şansım Hiç Yok
Sevdiğim...

Kahraman Tazeoğlu

 

 

Git

Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git

Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle

Bir insan bu kadar eksilebilir mi

Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı

İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun

Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git

Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen
Allah kahretsin

Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git

Kahraman Tazeoğlu

Hadi Git Yâr...

Hadi git yâr!
Daha fazla sen yüklenemiyor kalbim.
Daha derin düşleri kaldıramıyor bedenim. Kalmadı lügatimde içimi yakmayan bir söz. Bendeki resmini sakladığım sandık; bir çift göz?
Yâr! ekseni değişti artık dünyamın. Ne geceleri uykuya teslim ediyorum düşüncelerimi. Ne de sabahları gündoğumlarıyla yeni bir yelken açabiliyorum kurtuluşuma. Her benle başlayıp senle devam etmek zorunda olan gün, dikenli bir dal oluyor bana.
Hadi gönlüm
Defalarca düş uçurumlardan, kan-revan ol. Ve boşalt içini. Damarlarından ansızın geçen ve ?yar?ı anlamlı kılan ezinci katlet. Bitir bu sonsuz şiiri. Son bulsun ağıt tadındaki sevgi söylemleri. Yâr yüreğimdeki ?is?ini başka bir yere sevk et hadi.
Ah yâr gün gün mısralar döktün içime. Yüreğimi sana dair söylenmiş mısralarımla yıkadın. Ben hep sana uzaktım. Yollarda kaybolsam sen önüme çıkan tuzaktın. Ben, her gece gözyaşlarımla yıkadığım masallarımı saçlarına yolladım. Saçlarından kulaklarına musalla taşı gibi bir soğuklukla inip, beni sana anlatır sandım.
Yanıldım?
Hicran yağmurlarından sıyrılıp ötelerde kendimi aradım, bulamadım?
Hayatımın gençlik satırlarında adı geçen yâr.
Sırtımı her döndüğümde bir can yitirdim bu bahar?
İdama giderken hislerim, güneşim yüzünü görmeyi bekledim hep. Kalemi kırık bir aşkı mühürledim yüreğime. ?unuttum? diye haykırırken bile unutmadığımı ispatlıyordum kendime.
Yoruldum yâr
Bütün kapılarımı kapatmaya hazırlanıyorum gönlümün. Kimliğimi hediye edip bu şehre, her bir adımımda anıları sürükleyip ardımdan ve rotamı da ekleyip nabzıma gidiyorum? Mutlu günlerin gelmesini bekleyen çehremdeki çizgileri siliyorum. Ceplerimi dolduruyorum yedekteki acılarla. Her sabah yüzümü yıkadığım tavana asıyorum hayallerimi. Ansızın içime düştüğün günden beri ayakları burkuldu ömrümün. Ve ben her gün bir daha ölmek için uyanır oldum uykumdan. Paslandı gözlerim. Sen kendin için kal yâr ben senin için giderim. Bu defa sürgünlere giden yüreğime bedenimi de eklerim. Bağdat olurum yıkılırım kurşunlara. Filistin olurum kalırım duvarlar arasında. Ama yine de İstanbul?u saklarım alınyazımda.
Nerde olursam olayım unutma yâr; yarın yeni bir gün ve her yeni günde olduğu gibi senli ölüme hazırlanıyor gönlüm

Kahraman Tazeoğlu

 

 “Gel” desen gelecektim

Yalnızım çünkü sen varsın”

“Gel”, desen gelirdim
Gittiğin uzakta bendim
Dağ gibi bir ihanetten düştüm
Bu kendime son gelişim

Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
Kendimi suçüstü yakalıyorum
Ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz’a uyak düşüyorum
Gözlerime senden düşler sürüyorum
Islak bileklerim kan bayramına yatıyor
Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
Sonra bir durağa yaslanıyorum
Sonra bir kente
Ve sen gidiyorsun
Ben kanıyorum
Diyorlar ki “kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun”
Oysa “gel” desen gelirdim, biliyorsun

Yorgun Haliç’e biraz inat
Biraz ihanet bırakıyorum
Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
Aklıma düşüyorsun
Düşüyorum
Düşünce
Üşüyorum
Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
Yalanlarımla bir hiçlikteyim
Beni içinden kaç!

Bu kentte her yağmur kendini ağlar
Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
Nerde, kimi üşüyorsun?
Artık kendini yakan bir ateşim
Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
Boş kentlere
Oysa “gel” desen gelecektim

Gün düşlerime dönüşlerimde
Bakışın içiyor beni gözlerimden
Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
Uzaklığına uzanıyorum
Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
Yıkılıyorum şarkılara
“Kimseler biliyor”
Yalnızlık dostumdu
Şimdi korkum oluyor
Oysa “gel” desen gelecektim

Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
Uysal yalnızlıklar satın alıyorum
Gülüşümle ödeyerek
Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
Kirli sözlerimi temize çekme
Oysa “gel“ desen gelecektim

Gözlerim ihanete ihbar taşıyor
Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
Sözü namluna sürmelisin şimdi
En yaralı yanımdan vurmalısın beni
Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
Susuşuna kan döküyor gözlerim
Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
Oysa bilmelisin Araz’ım
Kimsenin içi görünmez
Ve hiç bulamadıklarını
Asla yitiremezsin
Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
Söylenecek bütün sözler

Her sabah akşam oluyorsun
Alnından ellerine damlıyorsun
Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
İçine dert oluyorsun kentin
Dışına yağmur
Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
Duvarların kan öksürüyor
Ve sen
Başkalarının gözlerini
Yüzümde aramamayı öğreniyorsun
Beni bir durağa yaslıyorsun
Beni bir kente
Gidiyorsun
Oysa “gel” desen gelecektim

Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
En susmakta neydi öyle
Sen en dinlerken
Biliyorum Araz’ım
İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı
Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
Gece cinnetlerimi de alıp yanıma
Denize bakmayı bilmeyenler
Bir gün mutlaka boğulur
İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım

Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?

Ben şimdi gurbetim
İçimde taşıyorum
Heba olsa da senlerce yılım
Oysa “gel” desen gelecektim

Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
Şairler ölüdür derler (inanmıyorum)!
En karanlık ceketimi giyiyordum
Işığa kördüm çünkü
Şimdi ise güneşe ilerliyorum
Dirilmek için

Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
Gecenin kör gözünden utanıyorum
Hadi bana en militan kelimelerle saldır
Batır içime cümlelerini
Beyhude bir dehşet bırak bana
Hak ediyorum

Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
Can kaybından ölüyorum
Cenazemde namaz kılacağım
Zan altındayım
Yalanıma inanıyorum

Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
Kinim kendime
Susuşum sana
Küsüşüm tüm dünyaya
Üstü kalsın ihanetimin
“Gel” desen gelecektim
Yine bir tren geçiyor içimden
Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
Süsle beni ey aşk!
Geçtiğin yerleri öpüyorum

Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
Dişlerindeki nikotin tadı terkimde
Sirenler ve ateş hatları içip
Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
Ve bir asansör kapısı önünde
Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
Ben habersiz gülümsüyorum
Yasadışıyım
Tutukla beni gözlerimden

Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
Öldü kanımdaki mürekkep balığı
Solumdaki sise intihar etti intiharlar
Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
Yaşamak için geç bir zaman
Ölmek için ise erken

Çok davullu bir senfoni sürçüyor
Dikiş tutmaz ayrılığımda
Kirpiğinden yapılma bir darağacına
Geceyi asıyorum
Yoksun
Bu yağmurlar ıslatmıyor beni
Bir durağa yaslanıyorum sensiz
Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
“Gel” desen gelecektim oysa

Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
Şimdi herkes biraz sen, biraz acı
Göğsümde bir vagon
Gizli sözler batıyor
Fırtınalar çıkıyor üstüme

Şakağımda
İntihar acemisi bir şairin
Delilik provaları
Arkandan uluyan kapılardan
Söküyorum kokunu
Yokluğunu kokluyorum
Yokluğunu yokluyorum

Çöz gözlerimi senden hadi !
Ücranda yak bakışımı
Gözlerine bekçi sevdam
Dünden ve senden kalmayım
İçine her düşen
Kendi keşfi sanıyor seni
Oysa sen
Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
Ve kendini acıtmak istiyorsun
Ama güller kendine batamaz
Bilmiyor musun?
"Gel" mi diyorsun?

Herkes kendi gördüğüne bakar
Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
Hadi ! en kanadığımız yerden susalım
"Gel" desen gelirdim
"Git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
Eyvallah...

Kahraman Tazeoğlu

 

Seni Yine Terkedeceğim

Seni yine terkedeceğim
Ve bilmediğim dillerde ağlayacağım
Kirpiğime tuz düşecek
Sevgim kadar büyük değilmişsin diyeceğim
Ve seni yine terkedeceğim

Bir kapı aralığında bırakacağım ellerini
İsimsizlikler doğurmaya yatacağım bu yosun kentinde
Ne ilk gelensin ne son giden
Seni bana terketmelerine izin vermeyeceğim
Seni her gece terk edeceğim

Aşk-ı cinayetim olacaksın
Ve yalnızlıkların en çoğulu bana kalacak
Düşle çoğalttığım bu yaşamın adı
Düşmek olacak

Uzak bir şehirde hiç görmediğim bir kızı seveceğim
O bana sarıldığında
Göğsümde bıraktığın darp izlerin kanayacak
Ve bir çocuk annesini kaybedecek çarşılarda

Ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden
öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim
Ve seni yine terkedeceğim

Günler devrildikçe ağıt tutacak sonbahar
Rüzgarlara karanfiller ekeceğim
Yollarda kaybedeceğim aşkımın ilk harfini
Seni
Kirli kent bakışlı
Bozkır saçlı bir kıza ekleyeceğim

Aşk iki kişilik bir yalandır sevdiğim
ve iç kanamalı bir aşkın
Mürekkep fırtınasıdır bu şiir

istersen yalnızlık duvarlara yakışır de
ve bakışlarını sev
Ben sende herkesi terkedeceğim

Kahraman Tazeoğlu

  [Resim]

 

Farkında mısınız???

Image Hosted by ImageShack.us

HERŞEY "SENDE" GİZLİ 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

                                   Can YÜCEL 

Image Hosted by ImageShack.us

Ölümün Sıcak Yüzü

 

ibretlik

Yırtılmış gömlekler giyiyorum
Uyutmasın diye ölüm insanı.
Vadiler içinden sükuta yükseliyorum.
Karşı dağda kırılan bir buz oluyorum hayata.
Namlu ucundan düşen ölüm gibi
Bir kuşun kanadına
ÖLÜMÜN SICAK YÜZÜNÜN
...Adını yazıyorum...

jooo3.jpg

ibretlik.jpg

i_te_a_l_k.jpg

9a.jpg

7a.jpg

askerb.jpg

lubnan_bebek.jpg

066_1_.jpg

darfur_child_a_l_k.jpg

ibret
VEEEEE
SON OLARAK...


PAYLAŞMAK MUTLULUKTUR...

paylasmak_mutluluktur.jpg 

Ey Allah'ım! Bela verdiğinde iman da ver; Nimet verdiğinde şükür de ver...

3000 Yıllık Firavun

İbretlik Firavun 3000 yıllık



"Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları yıkıma uğrattık, Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulme sapanlardı." (Enfal Suresi, 54)

Eski Mısırlılar gelenek haline getirmiş oldukları putperest inanışlarından vazgeçmiyorlardı. Onlara tek bir Allah'a ibadet etmelerini tebliğ eden peygamberler gelmişti ama Firavun'un kavmi, sapkın inanışlarına bağlılıkta diretmişti. Allah, İsrailoğulları'nın köleleştirilmiş olduğu bir dönemde Hz. Musa'yı, hak dine karşı batıl bir sistemi benimsemiş olan Mısır halkına elçi (Resul) olarak gönderdi. Hz. Musa, hem Mısır halkını hak dine davet etmek hem de İsrailoğulları'nı kölelikten kurtararak doğru yola iletmekle görevlendirilmişti.

Mısır'dan Çıkış

Firavun'a ve yakın çevresine Hz. Musa vasıtasıyla sakınmaları gereken konular açıklanmış, bu şekilde Allah onları uyarmıştı. Buna karşılık onlar isyan edip, peygamberi delilik ve yalancılıkla suçladılar. Allah'da onlar için alçaltıcı bir son hazırladı. Allah Hz. Musa'ya bu durumu şöyle bildirdi:

"Musa'ya da: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik." (Şuara Suresi, 52)

Hz. Musa ve kavmi, Allah'ın buyurduğu gibi Mısır'ı gizlice terk ettiler. İsrailoğulları'nın Mısır'ı terk etmesi Firavun için kabul edilemezdi. O, kendini İsrailoğulları'nın ilahı ve sahibi olarak görüyordu. Dahası kölelerinin gitmesiyle tüm iş gücünü kaybedecek, ardından Mısır'daki itibarını da yitirecekti. Bu nedenle askerlerini toplayarak İsrailoğulları'nı yakalamak için peşlerine düştü. Kuran'da Firavun'un bu girişimi şöyle bildirilir:

"Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. ... Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık; Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da... Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular." (Şuara Suresi, 53–60)

İsrailoğulları, Firavun ve adamlarına yakalanmamak için Mısır'dan uzaklaşırken bir deniz sahiline geldiler. Firavun ve askerleri çok yakın bir mesafedeydi. Hz. Musa ve beraberindekilerin ise görünürde kaçacak hiçbir yerleri yoktu. İşte bu anda Hz. Musa tüm inananlara örnek bir tavır gösterdi. Allah'ın kendisiyle ve inananlarla beraber olduğunu ve kendilerine mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini söyleyerek kavmine Allah'a tevekkül etmelerini hatırlattı. Konuyla ilgili ayetler şöyledir:

İki topluluk birbirini gördükleri zaman, Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. (Musa "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." (Şuara Suresi, 61–62)

Denizin Yarılması

Bunun ardından Allah denizi bir mucize olarak ikiye ayırdı ve arada geçebilecekleri bir yol kıldı. İsrailoğulları hemen bu yola girdiler. Firavun ve askerleri açılan yoldan geçip İsrailoğulları'nı yakalamayı düşündüler. Ortada apaçık bir mucize vardı. Allah'ın daha önce ona gösterdiği diğer mucizeler gibi bu da Firavun'un iman etmesini sağlamadı. Akılları tümüyle kapanmış olan Firavun ve askerleri İsrailoğulları'nın hemen ardından denizde açılan yola girdiler. Ancak İsrailoğulları'nın bu yoldan çıkıp karaya ulaşmalarıyla birlikte, sular aniden kapanmaya başladı. Firavun ve onu kendilerine ilah edinmiş olan tüm ordusu da bu mucize ile birlikte boğulup gitti. Firavun son anda tevbe etmek istedi ama Allah onun bu tevbesini kabul etmedi ve onu tüm insanlar için bir ibret kıldı. Ayetlerde şöyle buyrulur:

"Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve fesat çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler." (Yunus Suresi, 90–92)

Firavun'un ölmeden önce son anda iman edip tevbe etmek istemesi ve Allah'ın bunu kabul etmeyişi, tüm insanlara ibret olması gereken çok önemli bir konudur. Allah, insanlara ömürleri boyunca dünyada bulunuş amaçlarını düşünmeleri, Kendisine kulluk etmeleri gerektiğini anlamaları ve bunu uygulamaları için yeterince zaman ve imkan verir. Elçiler, hak kitaplar ve müminler, insanlara Allah'ın emir ve öğütlerini ulaştırırlar. Bu öğütleri dinlemek ve tevbe etmek için de yeterince zaman vardır. Ancak eğer insan tüm bu fırsatları kaçırır ve ölümle yüz yüze geldiği anda tevbe etmeye kalkarsa, bu tevbenin Allah'ın dilemesi dışında bir kıymeti olmayabilir. Çünkü ölüm anında, insan ahiretin varlığını ve yakınlığını hissetmekte, ölüm meleklerini karşısında görerek bu mutlak gerçeğe şahit olmaktadır. Bu noktada hiç kimsenin inkar etmesi mümkün değildir. Kıymetli olan ise, daha önce, dünya hayatında iken, yani imtihan ortamı sürmekteyken, insanın vicdan ve samimiyeti ile iman etmesidir.

Görüldüğü gibi Firavun, dünya hayatındaki imtihanı süresince sürekli kibirli ve başkaldıran bir karakter sergilemiş, Allah'a karşı çirkince büyüklenmiştir. Dolayısıyla ölüm anındaki korkunun etkisiyle kabul ettiği iman da ona bir fayda sağlamamıştır


                                                                                                            Mercek Dergisi
y1pau4K0E8IvBrheCJgB9CI7BbMVXheQPh0lJ_xhJO8kxYNK7qW7HA0n4j9QxEoAEhW3ouVKl006qo
 

Regaib Kandili ve İhyası





Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.
O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."
(Tevbe Suresi, 128)



Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.

Allah Teâla'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır.


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua ederr, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

Bu aylara "Çok sevaplı ibadet ayları" diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor :

"Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar." (Şualar, 416)

İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.

Bu geceyi nasıl karşılmak, nasıl ihya etmek gerekir?

Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.
Bu gece, kazâsı olanın hiç değilse bir günlük kazâ namazı kılması, çok iyi olur.
Bu gecenin ihyâsı, yatsı namazıyla sabah namazını camide cemaatle kılmakla olur. Bu, gecenin ihyâsıdır. Bütün günün ihyâsı bu... Yatsı namazı ile sabah namazını camide kılmak, o günün, o gecenin ihyâsı demektir. İnsan sabahlara kadar, akşamlara kadar ibadet etmiş gibi sevab kazanır.
Bir başka ihyâ şekli zikir ..... "Lâ ilâe illallah", "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed" , "Estağfirullah" , "Sübhànallah" , "Elhamdü lillâh", "Allahu ekber" , "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm", "Allah" gibi sözler mübarek kelimelerdir, cümleciklerdir. Bunları zikretmek çok sevabdır..
Bazı namazlar vardır,
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)kılmıştır. Bunlardan birisi de tesbih namazı'dır.
Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında: 12 rek'at "Hacet namazı" kılınır.
Hacet Namazı:

2 rek'atte bir selâm verilerek kılınır.
Fâtiha-i şerîfe'den sonra her rek'atte 3 Kadir Süresi 12 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.
Salât-ı Ümmiye:
"Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim"
Secdede 70 defa: "Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh" okunur.
Secdeden kalkıp 1 defa: "Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta'lem. İnneke entel-eazzül-ekrem" okunur.
Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa "Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh" okunur.
Secdeden kalkıp duâ yapılır.
Duâda Hz. Allâh'a c.c şu şekilde de ilticâ etmelidir: "Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa'bân. Ve bellığnâ ramazân"
Unutmayalım!
Gecesi, üç aylar içinde kendisinden sonra gelecek olan Miraç, Berat ve Kadir Gecesininde bir müjdecisidir. Onun için bu müjdeciye kulak verip bu geceyi ve üç ayları iyi değerlendirilmelidir.

TÜM MÜSLÜMAN ALEMİNİN REGAİP KANDİLİ MÜBAREK OLSUN..
Dini Resimler

Mübarek Kandil Gecelerini Nasıl Değerlendirmeliyiz?

1. Kur'an-ı Kerim okuyarak,
2. Peygamberimiz (sav)'ın mübarek duası olan Cevşen-ül Kebiri okuyarak,
3. Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek,
4. Allah rızası için namaz kılarak,
5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak,
6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek,
7. Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak,
8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek,
9. Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek,
10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek,
11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz

SEVGİ...

Jackson Brown'in 'Şu Hayatta Neler Öğrendik Neler' adli 
 kitapçığından:

SEVGI          
       

      Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yasındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını  mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye  götürmüş. 
      Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda  kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı  ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle,

    'Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.'

demiş ve  sonra babasına su soruyu sormuş: 
    'Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?'

 Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

  ayrıgsç

       Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karsı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda,önce biraz düşünün.

  ayrıgsç

       Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler
ve  incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle
performansı arasındaki farkı göremeyiz.

  ayrıgsç

       İnsan hata yapar.

       Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler , insanı sonsuza kadar rahatsız eder.

  ayrıgsç

Harekete geçmeden önce durun ve düşünün.

Sabırlı olun.

Anlayış gösterin ve sevin. 


Kendi Mutluluğumuz İçin Doğru İletişim Kurmak

bef7cc27df2b6b5044354d9e47563dd3

KENDİ MUTLULUĞUMUZ İÇİN DOĞRU İLETİŞİM KURMAK

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla:
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
- Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
 - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı . Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.
- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.
- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
- Küçük kızı severek.
- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.
- Nasıl yani ?
- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
- Hiç kavga etmez misiniz siz?
- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda. Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.
- En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.
- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.
- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı. Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı. Sonra eşinin önüne koydu.
- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.
- Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla.

İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.
- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın.
- Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. bak senin sevdiğin meyveleri aldım ama şimdi kıymeti yok.
- Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
- Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.
- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü .Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

parmaktan sonra ))

Ağlamaktan Korkma Gözüm




Ağlamaktan Korkma Gözüm...

Gözyaşım,

Dizeler güzeli dedim sana inci inci, ve güzeller incisi koydum adını dizi dizi… Yabanlara gönderdiğimsin hem akın akın, hem canımı verdiğimsin uzak yakın… Sevgilinin geleceği yolları sulayıp süpürmek için sakladım seni… Kirpiklerimi süpürge ettim; sultanlar ayağına düşürmek için tuttum ve bırakmadım seni.

Gözyaşım,

Bütün boşluklarını sen doldurdun ömrümün… Söylenmedik sözler yerine sen vardın yanımda. Sevdaya dair yeminlerden sonra sen vardın. Köhne zamanın direnci adına, acı çağların yaşlısı ve genci adına yine sen vardın. Dikenler gülden habersiz iken, gözler dilden de fersiz iken; zamanından geriye düşmüş acılar için, mânâda biçimleri yitiren sancılar için; aynalarda eriyen sırlardan taşarak, ucu kıyamete çıkan asırları aşarak; gerçekten daha gerçek kelamlarda ve Güzeller Güzeli’nden vuslat müjdeli selamlarda sen vardın… Hep sen vardın...

* * *

Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tevbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Madem ki gözyaşı bir kutlu demdir, elbette bir erdemdir.

Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan. Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateş düşünün, dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya… Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya… Aşıka göre cennet olur cinnet ve kendi gözyaşında boğulur akıbet...

Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler… Fazilettir, diyettir… Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.

Şaire unuttuğu mısrayı bir gözyaşı hatırlatır, şehrazad üveyikler uçuran acıları bir gözyaşı anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır okuyan satır satır. Toplasan gözyaşlarını âşıkın, dalgalı bir deniz olur; süzülürken bağrından, yakar geçer iz olur. Yalnız doğar gibi her insan, yalnız akar her damla ve yağmur yağmur gözyaşıyla ıslanır nisan. Bir kere ölür de kahır yüklü savaşlarda nice aylar batar ve Filistin’de sapanlar çakıl taşları, takaroflar kurşun yerine gözyaşı atar. Ceylanları âmâ düşürünce avcılar, avcıları ceylanlar vurur, ve hamuru sevdaların, gözyaşıyla yoğrulur. En son, yağmur kuşları konar kuşpalazı çocukların salıncaklarına, gözyaşı şefkat olur.

Gözyaşı ki, kişinin kendisiyle kavgasının sonunda akarsa tomur tomur mercandır; ve eğer pişmanlıklarla tartılırsa mübarek bir heyecandır.

Gül yüzlülerin kirini gülsuyu kokan gözyaşları alır…Ve damla damla gül dökülen ellerde gül kokusu kalır.

Tohumu eken bilir

Göz yaşın döken bilir

Gül kadrin diken değil

Çileyi çeken bilir

Ve ey gözyaşım,

Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel, ve kadim bir dostu uğurlar gibi git… Bir atımlık mesafede yalnızlığın kurşunlanan coşkusuyla gel, geleceği savaşa mecbur annelerin korkusuyla git… Geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel; goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git…Bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel, ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git. Yalınkalem savaşlara meftun acılarla gel, pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git…
img213/4459/386sn21zz0.gif

Olabildiği Kadar Olsun...

beyazgul27qx3uc1ib4ow

OLABİLDİĞİ KADAR OLSUN

“Seviyorum” diyebilecek kadar cesaretimiz olsun.
Kalbimize sığdıramayacağımız kadar şefkatimiz,
Yüreğimizde saklanamayacak kadar çok gözyaşımız olsun.
Hayatımıza kattığımız gürültüler kadar sessizliğimiz,
Sessizliğimizde anlam bulan düşüncelerimiz kadar sesimiz,
Karamsarlığımızı huzura dönüştürecek içten dualarımız olsun.

Yusuf kadar iffetli nefislerimiz,
Yakup kadar sabırlı bekleyişlerimiz,
Meryem kadar masum duruşlarımız,
Muhammed’i (s.a.v) temsil edecek kadar samimi inancımız olsun.

Hayat kadar düşünülen ölümümüz, 
Ölüm kadar anlamlaştırılan hayatımız,
Umutsuzluklarımızdan daha çok umudumuz olsun.
Hırslarımız kadar sorumluluğumuz,
Özlemlerimiz kadar bekleyişlerimiz,
Unuttuklarımız kadar hatırladıklarımız,
Umduklarımızdan daha çok bulduklarımız olsun.

                                  Nurdal Durmuş

Kalbini tut, umutlarına tutun...

                    mjdelejm9    

               KALBİNİ TUT, UMUTLARINA TUTUN

I

Umutlarına tutun!
Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını.
Kalbin, kuyularda  ümidini diri tutan Yusuf’un çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu.
Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş Meryem kadar sessiz anlatsın masumluğunu.
Özlemlerin, Medine’de Muhammed’in (s.a.v) gelişini bekleyen insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını.

II

Düşüncelerine tutun!
Kendi vicdanının yargıcı,
Kendi günahının tövbekârı ol!
Kendi acısının sabredeni,
Kendi sıkıntısının ilacı,
Kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu,
Kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol!

III

Kalbine tutun!
Hayatın sana bırakılan sokaklarına, karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık!
Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin.
En çok da kendine özlem duy!
Aynada gördüğün yüzün, kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun!
Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından, ömrünün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle!
En çok kalbine, kendine tutun!

IV

Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed’in (s.a.v.) Hira’dan hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır.
Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir.
Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı  tutunmaktır...

                                                                                                Nurdal Durmuş

Karıncanın Dersi

Bir gün Süleyman Peygamber bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da "Bir buğday tanesi yerim!" diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber karıncayı bir şişeye kor. Yanına da bir buğday tanesi bırakarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki, karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır.
Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi? Bunun üzerine karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da şu hikmetli cevabı verir:"Daha önce benim yiyeceğimi Yüce Allah verirdi. Ben de ona güvenerek bir buğday tanesini tam olarak yerdim. Çünkü o beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirdin. O yüzden bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek yarısını da diğer ertesi yıla bıraktım."
 

Siz Hangisisiniz?...

SİZ HANGİSİSİNİZ ?! KAHVE-YUMURTA-HAVUÇ...

Siz Hangisisiniz ?
Havuç, Yumurta, Kahve.......

Siz hangisisiniz? Bir baba ile kızı dertleşiyorlardı. Kızı hayatında çok sıkıntı yaşadığından ve bunlarla nasıl başedeceğini bilemediğini söylemiş babasına. Hatta sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve "Gel, sana bir şey göstereceğim!" diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşcı imiş. Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Ve birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Masaya iki tane tabak ve bir tane boş bardak koymuş ve ilk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Daha sonra artık epey pişmiş olan yumurtayı alıp bir tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşaltmış. Kızına şu soruyu sormuş: "Kızım ne görüyorsun? "Kızı demiş ki: "Havuç, yumurta ve kahve. " Kızını elinden tutup masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kızı demiş ki: "Ne görüyorum.. Haşlanmış yumuşak bir havuç (Bunu yaparken çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş), artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta ( yumurtayi eline almış, hatta bir tarafından masaya vurup, çatlatmış ve içini görmüş) ve bir bardak kahve. (Biraz içmiş) "Hatta tadı oldukça iyi!" . "Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?" diye sormuş. "Bak demiş, hepsi aynı şekil kapta , aynı sıcaklıkta , aynı dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler, ve içinde olduklari suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu eşsiz tatta bir kahveye çevirdiler." "Kızım sen hangisisin? diye sordu adam. Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Sen havuç musun, yumurta mısın, yoksa kahve misin?
Siz hangisisiniz ? Havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz? Yumurta gibi içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişi misiniz? Sorunlar karşısında (ölüm, ayrılık, krizler,vs. ) , güçleniyor ve sertleşiyor musunuz? Yoksa bir kahve çekirdeği gibi misiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun sıcaklığı en üst dereceye çıktığında,en lezzetli kahve ortamı hazır olur. Lezzet maksimuma ulaşır. Eğer sen bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tatlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın.
Siz hangisisiniz?

Birgün Peygamber Ziyaretinize Gelse...

gnhkrtc

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı...

Biliyorum ama
Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı,
Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,
Ve inandırmaya çalışacağınızı,
Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı;
Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı.

Fakat söyleyin bana,
Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde,
Onu kapıda mı karşılayacaksınız?
Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle,
Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp
Yerine Kur'an-ı mı koyacaksınız?

Peki hala Amerikan flimlerini seyredecek misiniz televizyonda?
Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle,
O size kızmadan önce?

Kim bilir?
Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz,
Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi...
Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa,
Kitaplığınızın raflarında tozlanmış,
Hadis kitapları mı çıkaracaksınız?

Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz?
Yoksa teleşla ne yapayım diyerek,
Sağa sola mı koşturacaksınız?

Merak ediyorum:
Eğer Peygamber Efendimiz,
Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa,
Yapmaya devam edecek misiniz,
Her zaman yaptığınız şeyleri?
Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?
Her yemekten sonra sofra duası etmeyi,
Yine zor mu bulacaksınız?
Hiç yüzünüzü asmadan,
Oflayıp puflamadan,
Her vakit namazınızı kılacak mısınız?
Ya sabah namazı için,
Sıcacık yatağınızından,
Erkenden fırlayacak mısınız?
Peki ya yine mırıldanacak mısınız,
Her zaman söylediğiniz şarkıları?
Ve okuyacak mısınız,
Her zaman okuduğunuz kitapları?
Peki bilmesine izin verecek misiniz,
Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?
Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?

Şöyle diyelim ya da:
Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?
Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla?
Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız,
Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?

Şimdi söyleyin açık yüreklilikle,
Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
Sonsuza dek, hep birlikte...
Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,
Ziyareti bitip gittiğinde?
Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?
Bilmek ve düşünmek,
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse
Yapacağımız şeyleri...

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı ...

                                      İbrahim SADRİ

selamsanayarasulullah2tyq2

Kur'an niye bu kadar kalın?...

Kur'ân niye bu kadar kalın?

Çantamda taşımaya çalışıyorum. Ama zorlanıyorum. Kolayca sığmıyor. İnce kâğıda basılmışları da var ama sayfa sayısı yine fazla. Bir de meali ve meale dair notları ekleyince, iyice kalınlaşıyor. Kur'ân'dan söz ediyorum. Toplam 30 cüz ve her biri 20’şer sayfa. Kur'ân'ı okumuyoruz. Okuyamıyoruz.
Kolay mı? Tam 600 sayfa. Niye bu kadar kalın? Sanki Rabbimiz, “Alın size sayfalarca Kur’ân; okuyabilirseniz okuyun bakayım” diye meydan mı okumuş biz kullarına? Hafız olmak isteyenlere de haddini bildirmek mi istemiş? “Yıllarca ezber yap da göreyim seni? Yüzlerce tekrar yap da, adam ol!” Azıcık olsaydı Kur’ân’ın sayfaları, hemen hepimiz az bir gayretle hafız olabilirdik! Sayfalar sayfaları izlemeseydi, meselâ otobüs beklerken bir hatim indirebilirdik! Ne hoş olurdu! Celâlini göstermek için mi bunca kalın tuttu Rabbimiz Kur’ân’ı? Korkutup da hizaya getirmek için mi bunca cüz, bunca uzun sureler, ayetler?
Hayır, hayır; eğer bizi vahiy karşısında ezmek olsaydı Rabbimizin dilediği, aksine, yarım sayfalık bir Kur’ân indirirdi. Ve derdi ki bize “İşte sizden istediklerim; bunları yaptınız yaptınız, yapmadınız yandınız!” Bizi korkutmak isteseydi, yıldırmayı tercih etseydi , meselâ sadece Fatiha’yı indirip “Ben anlattıklarımı anlattım; size anlayacak akıl da verdim, göreyim sizi anlayın! Hadi bakayım, kendinizi beğendirin bana! Bir yolunu bulun, gözüme girin!” diye kestirebilirdi. Ne gerek vardı ki Bakara’da uzun uzun konuşmalara? Niye anlatsındı ki kulu Mûsa’yı (as), Meryem’i, Yusuf’u (as), Yunus’u (as), Eyyûb’u (as) ve onca kıssaları hoş bir sohbet edasıyla? Mecbur muydu ki Rabbimiz, sanki biz O’na değil de O bize muhtaçmış gibi nezaketle, sabırla, her defasında yeni baştan hatırlatarak konuşmaya?
Çok iyi biliriz ki şefkatli öğretmenler, dersi tekrar ederler, bir defada anlaşılmayacağını anlayışla karşılayarak, yine yeni baştan alırlar. Dersi net olarak anlatsa da, kısa kesen, hiç tekrar etmeyen öğretmenlerde bir meydan okuma tavrı buluruz. Anlamayız o dersi. Korkarız öğretmeninden. Bir anlatışta anlayamayabileceğimizi anlayışla karşılamayan öğretmenden tırsarız, uzak dururuz. Dersi tekrarlayarak uzatan, örnekleri çoğaltarak bizimle daha uzun kalan öğretmenler daha şefkatlidir bize. Hele de “Şimdi not almayı bırakın, şöyle bir arkanıza yaslanın, beni dinleyin!” demesi vardır öğretmenlerin ki, şeker gibi gelir o dakikalar. Anlarız ki, öğretmenimiz bizim anlayabileceğimize inanıyor. Anlarız ki, öğretmenimiz hemen anlamasak da yeniden anlatmaya hevesli. Anlarız ki, not almadan bile anlayabileceğimiz bir dersimiz var.
Kur’ân’ın uzunluğu ve tekrarları, bir bakıma, “Hadi arkana yaslan benim güzel kulum, sana anlatacağım kıssalar var!” rahatlığını sunar bize. Böylece kalınlaşır Kur’ân. Sayfa üstüne sayfa eklenir. Der ki adeta Rabbimiz bize: “Bakara’yı kaçırdıysan, Al-i İmran var! Maide’de uyuduysan, Rahman var! Dilersen, sana anlatacağımın hepsini bir satırda bile anlatırım: İhlas var!” Bu da olmadıysa, kulağına pınar suyu gibi akacak, kalbine bahar meltemi değdirecek Rahman var! ‘Rabbinin hangi nimetlerini edersiniz inkâr?’ diye diye hatırlattıklarım, bir bir saydıklarım var!”
Yani ki... Kur’ân’ın bunca kalınlığının sebebi, Rabb-i Rahimimizin tekrar etme şefkatindendir. Anlayamayabileceğimizi anlayışla karşılama inceliğindendir. Unutabileceğimizi de unutmama olgunluğundandır.
“Ey kulum, [az önceki surede] açıkça ve defalarca söyledim sana, anlamadın mı? Bak bir daha söylüyorum! Unuttuysan da, üzülme! Ben bıkmam, usanmam, umut kesmem senden. Olsun, yine söylüyorum.”
“Sevgili kulum, kendine yazık ediyorsun, biricik ömrünü heba ediyorsun; işin ciddiyetini kavramamış gibisin. Demiştim ya sana; ‘Şeytan sana apaçık düşmandır!’ İyi dinle, tekrar ediyorum!”
“A benim güzel kulum; az önce hatırlattım sana, yine mi unuttun? Bir daha hatırlatıyorum. Kulum ve elçim Mûsa’nın başından gelenleri anlattığımda yok muydun? Öyleyse, şimdi sana biraz da kulum İbrahim’den (as) bahsedeyim, kulaklarını iyi aç. Hem böyle daha iyi anlayabilirsin. Olmadı mı? Hadi gel, bir de İsâ’dan (as) söz açalım.”
“Bak yine yanıldın, şeytana yeniden kandın. Hadi sil gözünün yaşını. Yeni baştan başlayalım. Hani demiştim ya sana, rahmetimden ümidini kesmeyeceksin diye. Yine söylüyorum... Sözümdeyim ben! Sen gel, yeter ki.. Gel!”

Bunlar çok hafif geliyorsa, bir de Risale-i Nur Külliyatı’na bakalım: “Kur'ân, kitab-ı zikir, kitab-ı dua, kitab-ı dâvet olduğundan, içinde tekrar müstahsendir, belki elzemdir, belki eblâğdır. Zira, zikrin şe'ni, tekrar ile tenvirdir. Duanın şe'ni, terdad ile takrirdir. Emir ve davetin şe'ni, tekrar ile te’kiddir.”

Ne şefkatli ki Rabbimiz, bize kalınca bir Kur’ân indirmiş! Bizimle uzun uzun konuşmaktan usanmamış, bıkmamış... Her hatamızda, yeni baştan beyaz sayfalar açacak denli severmiş bizi. Gözden çıkarmazmış. “Ne haliniz varsa, görün!” demezmiş! Kalınmış Kur’ân, çok kalınmış! Diyorum ki, bundan böyle, Kur’ân’ı hiç olmazsa kitaplığımıza kalınlığını görecek şekilde koyalım. Sırtı değil, sayfaları görünür olsun. Kur’ân’ı okumasak da, Rabbimizin rahmetini sayfa sayfa sayalım.
                                                  (Senai Demirci)  
 
 

Gençliğin imanını sorularla çaldılar...

 

 
 
 SORU: Allah her şeyi yarattı (haşa) O'nu kim yarattı?
 
 CEVAP: Bu soruyu bana en az bine yakın kişi sormuştur. Bu soruyu koministlerin dışında soranlar aslında Allah'a tam inanmadıklarından dolayı soruyorlar. Allah'a inandıklarını sanan günümüzün  nüfus kağıdı müslümanları, Allah'ı (haşa) kim yarattı sorusunu kendisini koministlikle (kafirlikle) itham etmelerinden korktukları çekindikleri için sormuyorlar, soramıyorlar.Böylece de sıkıntı içinde ruh bunalımı geçirip ne ibadet edebilmekteler, ne de Allah'ı inkar edip inkarcı olabilmekteler. İkisinin arasında bocalayıp durmaktalar. Halbuki şüpheli olup bocalayıp durmaktansa çekinmeden sorusunu sorup şüpheden kurtulmak lazımdır.
    Bu sorunun karşısında Peygamber (s.a.v.)'min; "Bir gün gelecek, ayağını ayağının üstüne atarak, gurur ve kibirle enaniyet içinde, her meseleyi halletmiş gibi, bunu Allah yarattı, şunu Allah yarattı , Allahı'ı kim yarattı? diyecekler." Hadis-i şerifini okuyunca peygamberimizin bir mucizesi daha gerçekleştiğini görüyor. Eşhedü enne MuhammmederRasulullah diyorum.
   
    Gelelim sorunun cevabına. Önce şunu söyliyeyim ki, Allah(c.c.) sebep değildir. Yani herhangi bir sebep gibi... Allah'da meydana getiren bir sebep yoktur. Allah bütün sebepleri meydana getirendir. Allah'ın (c.c.) varlığının evveli yoktur. Kainatın sonradan yaratıldığını bütün alimler kabul etmektedirler. Ve bunu da ilim isbat etmiştir. Sonradan yaratılan her şeyin bir yaratıcısı olması lazım O da 'ALLAH'tır.
    Allah sonradan yaratılmadığına göre başlangıcı yoktur. Kafası çalışmayanlar peki ama haşa Allah'ı  kim yarattı? sorusuna devam edenlere biz de şöyle cevap verelim. Mesela: Tavuk yumurtadan çıktı, yumurta nereden çıktı? O da tavuktan çıktı. Çevirir durursak durmadan devir yapmış oluruz, tavuk mu yumurtadan,  yumurta mı tavuktan diye.  Meseleyi nihayet bir noktada kesmek mecburiyetindeyiz. Ya tavuk Allah tarafından yaratılmış , ya da  yumurta Allah tarafından yaratılmış. Allah bu ilk hücreyi kudretinden yaratmış, sonra billi hava, billi ısıyı vermiş, civcivi çıkarmıştır. Veyahutta tavuğu bir nev'i olarak yaratmış ve sonra tavuk neslini ondan çıkarmıştır demek mecburiyetindeyiz. Yoksa meseliye uzatıp, ondan , ondan, ondan ona demekle meseleye hiç bir netice kazandıramayızl Sadece demegoji yapmış oluruz. Bir misal daha verelim. Mesela bir sandalye var. bu sandalyeye siz oturuyorsunuz, ama arka ayakları yok. Siz diyorsunuz ki ben arka  ayakları olmayan bir sandalyenin üzerinde oturuyorum. Bu sandalye olmasa ben de oturamam. Yani sizin durmanıza , oturmanıza sebep, arka ayakları olmayan sandalyedir. Pekala nasıl oluyor bu arka ayakları olmayan sandalyee oturmak? Siz de diyorsunuz ki o da arka ayakları olmayan bir sandalyeye dayalı. Pekala o neye dayalı? O da, ona dayalı gibi çevirir dururuz. Ne zaman  o sandalyenin arkasına iki ayak koyacak olursak o zaman orada soru kesilir.
    İşte aynı bu misallerde olduğu gibi, haşa Allah'ı kim yarattı bir Allah, onu kim yarattı, onu kim yarattı, onu kim yarattı, bunu kim yarattı sorusuna son vermezsek bu silsile durmadan sonsuza kadar gider. Onun için onu kim yarttı sorusuna son vermek lazım. Bunun için de onu kim yarattı sorusunun en sonuna Allah dersek bu silsile kesilmiş olur. Yoksa asla kesilmez sonsuza kadar gider.
    Allah yaratılmadığı için Allah'tır(c.c.). Allah bizzat yaratıcıdır. Eğer, Allah birisi tarafından yaratılmış olsa idi, Allah omaz, mahluk olur, yani bir başkası tarafından yaratılmış olurdu.
          selamun_aleykum.gif        
    Allah'ın varlığı kendindendir. Buna da bir misal verelim. "Siz trenin gittiğini görüyorsunuz, en arkadaki vagon neye takılıdır. Bir önündeki vagona, o neye takılıdır?Bir önündeki vagona... Vagonları çoğaltın durun, kaç tane yaparsanız yapın, yüz tane iki yüz tane, evet zahiren bunlarığn hepsi, o ona , o ona takılıdır. Görünüyor. Sebepler olarak da öyle. Fakat hiç sorar mısınız, lokomotif neye bağlıdır? Sormazsınız çünkü o bizzat muhariktir. Bizzat kendisi hareket eder.Hareketi kendindendir.
   
   Tıpkı başım, benim vücudumun üzerinde, vücudum kalçalarımın üzerinde, ben yerin üzerindeyim. O da dünya da kendi kendine dönüyor mu, allah misalinde olduğu gibi. Binaenaleyh, bunu kim yarattı diyen kimseler lokomotifi kim çekiyor gibi iddia ile ortaya çıkıyorlar. Lokomotifi bizzat  hareket eden kabul etmezsem, vagonların hareket edişini izah edemem, küre'i arz üzerinde herşey mevsimlere uğruyor, geziyor, veya bizim akidemize göre Allah gezdiriyor diyoruz, iş bitiyor burada, Binaenaleyh, Allah vacip-ül vücuttur. O yaratılmamıştır. Varlığı kendindendir. Evveli aniri yoktur O'nun..."
         selamun_aleykum.gif
     Bu konuda İmam-ı Azam'ın bir tartışmasını da yazalım:
 "Bağdat'ta Rum diyarından dehri gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile münazaralara girişiyormuş. Bütün Bağdat alimleri bu dehri karşısında aciz kalıp sorularına cevap veremediler. Yanlız görüşmediği alim İmam Hammat kalmıştı, İmam Hammat ise ben de gidip münazarada cevap  veremeyip aciz kalırsam cahiller arasında İslam inancı sarsılır korkusuyla  münazara etmekten çekiniyordu. İmam- ı Hammad bu düşünce ile muzdarip  halde uykuya dalmış, gece rüyasında  görmüş ki, ir hınzır gelmiş bir ağacın dallarını ve gövdesini yemiş, sadece kökleri kalmış. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkarak o hınzır yavrusunu parçalayıp öldürmüş. İmam-ı Azam Hazretleri o zaman onüç yaşında bulunuyordu. Hocası Hammad'ı kederli halde görünce sebebini sordu. İmam Hammad ona rüyasını anlattı . Bunun üzerinde İmam-ı Azam rüyasını şöyle tevil etti. O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer alimlerdir. Kök-ü zat'i alinizdir. Arslan yavrusu ise benim. İnşallah o domuzu ben öldüreceğim, dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gittiler. O sırada dehri gelip minbere çıktı ve münazaraya başlayarak, karşısına çıkacak birini istedi.
     Bunun üzerine Ebu Hanife karşısına dikildi. Dehri yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsedi. İmam-ı Azam Ne sormak istiyorsan sor, dedi. Bunun üzerine dehri İmam'a şöyle sordu:
     -Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? dedi.
   İmam-ı Azam tereddütsüz cevabında
     -Sen sayı bilir misin? dedi.
   Dehri de:
     -Evet bilirim, dedi.
    İmam-ı Azam:
     -Beş rakamını hangi rakam yarattı?
     -Dört.
     -Dört rakamını?
     -Üç.
     -Üç rakamını?
     -İki.
     -İki rakamını?
     -Bir.
     -Bir rakamını?
     -........
     -Niçin sustun?... Söylesene bir rakamını hangi rakam yarattı?...
     -Bir rakamı evvelidir, ondan önce rakam yoktur.
     -Peki bir nasıl oluştu?
     -Ne bileyim. Bir, birdir işte. Kendi kendince bir.
     -Basit bir rakamın kendi kendine birliğini kabul ediyorsun da... Allah'tan önce bir varlık olmadığını ve varlıkların evvlinin Allah olduğunu niçin kabullenemiyorsun?...
         selamun_aleykum.gif
       Bu kıssa zannedirem bu soruyu soranları tatmin etmiştir. Evet Allah(c.c.) vardır. Varlığı da kendindendir, varlığının evveli ve sonu yoktur. Allah insanın  aklını belli bir noktaya kadar yaratmıştır. Onun ötesini anlayamaz, anlayacak kapasitede değildir. Böylece de aklın ölçüsü de sınırlı olduğu için her şeyi anlayamaz.
 
 
                       Akıl bazen melektir bazen de yılan                   
   Bazen aya çıkandır bazen de yalan  
Bulursa sırattan geçiş fendini,        
  Gerçek eser budur, akıldan kalan...   
 
        İnanmak isteyene herhalde bu kadar delil yeter. İnanmak istemeyene ise ciltler dolusu deliller getirsen yine de inanmaz. Atalarımızın söylediği gibi "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az."
               selamun_aleykum.gif
       Faydası olur babandan İmam-ı Azam'ın münazarasına devam edelim. Dehri ikinci sorusunu sormaya devam etti.
      -'Allah ne tarafa yönelmiştir?
      Bu soruya karşılık İmam-ı Azam:
      -Bir mum yakınca onun ışığı ne tarafa yönelir? dedi,
      Dehri:
      -Her tarafa yayılır. Cevabını verdi.
      Buna karşılık İmam-ı Azam:
       -Mecazi bir nur ışığı her tarafı kaplar da göklerin ve yerin nuru olan Allah Teala her tarafı kaplamaz mı? Bunun doğruluğu güneşten daha açıktır, dedi.
             selamun_aleykum.gif
       Dehri üçüncü sorusunu şöyle sordu:
       -Var olan her şeyin bir mekana ihtiyacı vardır. Buna göre Allah nerededir?
       Bunun üzerine İmam-ı Azam bir kase içinde süt getirerek:
       -Bu sütün içinde yağ var mıdır? dedi.
       Dehri:
       -Evet vardır. Cevabını verince İmam-ı Azam:
       -Yağ bu sütün neresindedir? diye sordu.
       Dehri:
       -Süt içinde belli bir yeri yoktur. Sütün her tarafında yağ vardır, dedi.
        Dehri'nin bu cevabı karşısında İmam-ı Azam:
        -Fani ve zail (yok olucu) olan bir varlığın belli bir mekanı olmuyor da, Allah Teala için nasıl bir mekan tasavvur edebilirsiniz? Allah Teala vardır ve O'nun varlığı her yeri kaplamıştır, dedi.
               selamun_aleykum.gif
         Bundan sonra Dehri dördüncü sorusunu şöyle sordu:
        -Rabbin şimdi ne işle meşkuldur?
        İmam-ı Azam:
        -Sen bir kaç soru sordun, ben ise cevap verdim. Soru soranın yüksekte, cevap verenin aşağıda olması yakışmaz. Sen inde minbere ben çıkayım, dedi.
        Bu söz üzerine Dehri minberden aşağıya inip yerine İmam-ı Azam minbere çıktı ve
        -Benim Rabbim, senin gibi bir kafiri minber üzerinde layık görmeyip aşağıya indirmekle ve benim gibi bir müslümanı minber üstüne çıkartmaktadır, cevabını verince Dehri cevap veremez duruma geldi ve pes dedi...
         İşte o zaman Dehri'yi yakalayıp öldürdüler ve İmam Hammad'ın gördüğü rüya gerçekleşmiş oldu.
                 selamun_aleykum.gif 0031pg.jpg                                      
     
 Dost Daveti... Ve Bir Soru
 
Gel kardeşim diyorum, Rabbini dinle
Dünya gitmeyecek inan ki seninle
Sulara dargınmısın ki, gusulün yok
O kadar nankörmüsün ki şükürün yok
Kör kütükte kayıdın İslamdır amma,
İslamın kütügünde belki kayıdın yok!...
Ve anamız (Hz.) Havva'dır, babamız (Hz.) Adem.
Niçin kimimiz cevher kimimiz maden?!
Bir fincan kahveye teşekkür eden sen,
Yaradana nankörlük acaba neden?...
 
 
                                                                                                                     Emine Şenlikoğlu
(Gençliğin İmanını sorularla çaldılar)                                                                     
       
 0064tz.jpg     0025wb.jpg

Neden Bismillah diyoruz?...

228691ryagiptyvv

Zeynep’le annesi, o içinde her şey olan kitabı, yani Kur’ân’ı okumaya başladılar. Önce annesinin ağzından bir fısıltı duyar gibi oldu Zeynep. “Efendim?” dedi. Kendisine bir şey söylendiğini sanmıştı. “Besmele çektim.” dedi annesi. “Bismillahirrahmanirrahim.”

Zeynep şimdi daha iyi duymuştu. “Dedem beni kucağına alırken de aynı şeyi söylemişti.” dedi.

Annesi gülümsedi.

“Çünkü her işin başı ‘Bismillah’tır. Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ deriz. Kur’ân okumaya başlarken de, yemek yapmaya başlarken de...”

Zeynepcik sormadan edemedi:

“Neden bismillah diyoruz ki? Sebebini tam anlayamadım.”

Annesi gözlerinin içine baktı Zeynep’in. Bu bakış çok hoşuna giderdi. Annesinin gözlerinin içinde kendisini görebiliyordu.

Annesi anlatmaya başladı.

“Hani, hatırlar mısın, bir masalda, ‘Açıl susam açıl!’ deyince açılan bir kapı vardı. Kapı bu sözü söylemeden açılmıyordu.”

Zeynep başını salladı. Annesinin gözlerinin içindeki Zeynep de salladı başını.

“Biz bu söze ‘parola’ diyoruz. Dün seyrettiğimiz filmde de vardı, hatırlasana. Kapıya bir yabancı gelirse, parolayı soruyorlardı. Bilemezse içeri almıyorlardı. Parolayı bilmeyen dışarda kalıyor, yabancı ve düşman sayılıyor. Ama parolayı söyleyince, herkes dost olduğunu anlıyor ve sana öyle davranıyor.”

Zeynep bütün bunların “Bismillahirrahmanirrahim”le ilgisini merak ediyordu. Gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan öylece durdu. Dudakları aralanmıştı meraktan.

“Bismillah da onun gibi bir parola işte!” dedi annesi. “Bir işi yapmaya başlayınca, varlıklar âleminin kapısını aralarsın. Onların seni tanımasını, sana destek olmasını umarsın. O zaman bir işe başlar başlamaz, kendini tanıtman gerek. Onları ve seni yaratan Allah adına burada olduğunu söylemelisin. İşte ‘Bismillah’ diyerek, Allah’ın adıyla iş yaptığını hatırlatırsın, O’nun kulu olduğunu hatırlarsın, O’nun izniyle hareket ettiğini söylemiş olursun. Yani, bu âlemin parolasını fısıldamış olursun. Eğer parolayı söylemezsen, yabancı ve düşman sanılırsın. Bir bahçeye izinsiz girmek gibi bir şey bu! O zaman sana kapılar açılmaz, işlerin kolaylaşmaz. Parolayı söylersen kapılar açılır, yabancılık çekmezsin, hiçbir şey de sana yabancı ve düşmanmış gibi gözükmez.

“İşte biz de ‘Bismillah’ diyerek başlıyoruz okumaya; tâ ki Rabbimizin söyledikleri bize açılsın ve ne sorumuz varsa cevaplansın.”

Zeynep, “Şimdi ‘Bismillah’ deyince Kur’ân’ın kapağı kendiliğinden mi açılacak?” diye sordu.

Annesi bu masumca soruya tebessümle karşılık verdi. Biraz gülüştüler.

“Aslında, evet!” dedi annesi. “Biz Allah adına açacağız Kur’ân’ı ve o da bize sırlarını açacak, sorularımızı cevaplayacak.”

“Hadi var mısın?” dedi annesi. Elinden tuttu Zeynep’in.

Kur’ân’ın ilk kapağını Zeynep’in minik elleri kaldırdı. Ama önce parolayı söyledi: “Mismillah!”


                                                                                                 Senai Demirci
duanp5va1[1]
 

Hz. Mevlana'dan inciler

Cahil Kimsenin Yanında Kitap Gibi Sessiz Ol...
                                                                         HZ. MEVLANA  
zelyuk_lal_cicekxg
Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
                                           HZ. MEVLANA  
zelyuk_lal_cicekxg
Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
                                                                                                                               HZ. MEVLANA  
zelyuk_lal_cicekxg
 Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
                                Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
                                                                           HZ. MEVLANA  
zelyuk_lal_cicekxg
Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun…        
                                                                             HZ. MEVLANA
zelyuk_lal_cicekxg
Can konağını aramadaysan, cansın;
      Bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin;
           Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir:
                  Neyi arıyorsan osun sen...
                                                           HZ. MEVLANA
zelyuk_lal_cicekxg
                  

Paranı ver, gönlünü ver, canını ver,
                               Ama SIRRINI VERME!


Günlerini say, kazancını say, büyüklerini say,
                               Ama YERİNDE SAYMA!


İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen,
                               Ama KENDİNİ BEĞENME!


Emek ver, kulak ver, bilgi ver,
                              Ama SAKIN BOŞ VERME!


Fidan büyüt, çocuk eğit, yoksul besle,
                              Ama KİN BESLEME!

 

Davet et, hayret et, ülfet et, affet,
                              Ama İHANET ETME!


Kitap oku, meslek oku, dünyayı oku,
                              Ama LANET OKUMA!


Sınıfını geç, hayatını seç, rakibini geç,
                             Ama GÜLÜP GEÇME!


Gönül al, dost al, yoldaş al,
                             Ama BEDDUA ALMA!


Yaklaş, tanış, konuş, uzaklaş,
                            Ama UŞAKLAŞMA!


Doğrul, sayrıl, evril, devril,
                            Ama EĞRİLME!


Hislen, tasalan, seslen, uslan,
                            Ama PASLANMA!


İtil, ütül, atıl, katıl,
                          Ama SATILMA!

                                         HZ. MEVLANA

zelyuk_lal_cicekxg

Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları
olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de...

                                       HZ. MEVLANA

zelyuk_lal_cicekxg

 

Göğsünün içindekini gerçek gönül sanan kimse,

  Hak yolunda iki üç adım attı da herşey olup bitti sandı,

     Aslında tesbih, seccade, tövbe, sofuluk, günahdan sakınma bunların hepsi yolun başıdır.

         Hak yolcusu aldandı da; bunları, varacağı yer sandı...

                                                                HZ. MEVLANA

zelyuk_lal_cicekxg

Duanın şekilleri vardır.

Seslisi, sessizi vardır.

Dudaklardan döküleni, ruhlarda filizleneni vardır.

Mabedleri vardır, seccadesi vardır.

Fakat duanın en yücesi, hayatın dua mayası ile yoğrulabilmiş olmasıdır.

Kin ve hased, hırs ve adaletsizlik, gurur ve kibir,

Bu niyaz bedeninin içine sızamaz

Ve gönül ferahı ile yeryüzünün kiri yıkanır.

                                            HZ. MEVLANA 

 

y1pau4K0E8IvBrk_1n8juYszTMF1qObmEwDk3wRRiHWcEOiTVzUtCf3luNPGkYRwX7WjHef3rHvqAs

Yürek yanmadıkça göz yaşarmaz...

                                    HZ. MEVLANA

Image Hosted by ImageShack.us

 

 MEVLANA'DAN 7 ALTIN ÖĞÜT


Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şevkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol

Hoşgörürlükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

 

Image Hosted by ImageShack.us

PCde Sevgi...

 

Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor?

 Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı?

Müşteri: Evet açıldı. Ancak şu anda GEÇMİŞ_ACILAR.EXE, DÜŞÜK_GÜVEN.EXE, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim?

Yetkili: Problem değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞ_ACILAR.EXE’yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. SEVGİ er veya geç DÜŞÜK_GÜVEN.EXE’yi silere YÜKSEK_GÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE’yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ’nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen?

Müşteri: Tamam kapattım, SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?

Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program. Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka KALP’lerle bağlantı kurmanız gerekiyor.

Müşteri: Haydaa… Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: Mesaj ne diyor?

Müşteri: Hata-412! Program iç sistemde çalışmıyor! Bu ne demek?

Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, SEVGİ programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba… Sade bir dille şöyle diyor: ‘Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini’ söylüyor.

Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: ‘Kendimi Kabullenme’ isimli dosyanın içinde bulacağınız KENDİNİ_AFFETME.DOC, KENDİNE_GÜVENME.TXT, DEĞER_BİLME.TXT VE İYİLİK.DOC isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini KALBİM dosyasına kopyalayın.

Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı?

Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama, biz ilerisi için de tedbir alalım… SÜREKLİ_KENDİNİ_ELEŞTİR_HAYATI_ZEHİR_ET.EXE diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun!

Müşteri: Yaptım. Hey harika… Neler oluyor?.. KALP temiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.MPG monitöre geldi. SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.COM hepsi KALP’e yerleşiyor.

Yetkili: Güzel, demek ki SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle başa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Müşteri: Nedir?

Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir… Mutluluklar…

Müşteri: Teşekkürler. Size de mutluluklar...         

 

Dostuma...

 

 

 

”Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa...”

"Onu"
, şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa... Yüreklilikle söylediğiniz... "Canım benim”... Dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri... Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı... Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz… Anlayışla karşılar her şeyi... Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız, karşınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz. Kadın, erkek fark etmez. Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın…
Güvensin! Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın! Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.

Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...

Dost olsun! Ama... Gerçek bir dost…
D O S T Ç A K A L I N...

                                    Can Dündar

ResimDostluk Gülü   Resim

 
"Dostlarınızla öyle yaşayın ki,düşman olduğunuzda, söyleyecek şeyleri olmasın.
Düşmanlarınızla öyle yaşayın ki, dost olduğunuzda, yüzü kızarmasın."


Bir gün evinizden çıkıp bir gül bahçesine girin, dokunun ellerinizle bir güle. Ama koparmayın sakın, yalnızca dokunun ve okşayın . Sevin, sadece sevin ve sevgisini tutup koyun gönlünüze.
Dalında duran bir gülün nasıl buram buram hasret, aşk en önemlisi de dostluk koktuğunu göreceksiniz.

Güllerin üzerindeki çiy damlalarına bakın! sevinç ve hasret gözyaşlarıdır onlar, dostluk gözyaşlarıdır. Sevdiği için dökülmüştür, dostu için. Sevgiyle okşadığınızda bakın nasıl özlemle yanar elleriniz, yüreğiniz nasıl da aşkla çarpar, sevgiyle tutuşur. Onu koparmaya varmaz eliniz. Kalbiniz titrer.
Dokunun bir güle, koparmayın; sadece dokunun. Ne kadar katı olursanız olun, katı yüreğinizin nasıl yumuşadığını göreceksiniz. Sevginin, dostluğun sıcaklığı kalbinize nasıl dolduğunu hissedeceksiniz.

Ve o an başınızı kaldırıp uçsuz, bucaksız gökyüzüne bakın, göğün mavisindeki ferahlığa. O an belki, sevdalı bir kuş gelip konacak saçlarınıza, ürpererek ve ürkerek gözlerinize bakacak. Avuçlarınızın içine alıp kalp atışlarını dinleyin. Salın sonra gökyüzündeki özgürlüğe ve derin bir nefes alın. Havada özgürce kanat çırpınışının güzelliğini doldurun içinize. Dostluğun, vefanın, sevginin, özgürlüğün eşsiz güzelliğini yaşayın.

"Gül verenin elinde gül kokusu kalır" der bir Çin atasözü. Bende gül koklayanın yüreğinde gül kokusu kalır diyorum. Bir gül ancak bir dostun elinden verilince, iç bayıltıcı güzelliğini algılar ve anlarız. Buram buram kokladığımızda dostluğun ağırlığını hissederiz.

Vefalı bir dostumuzu kaybettiğimizde yada ondan ayrıldığımızda nasıl da sancır yüreğimiz, gecelerce uykusuz kalır gözyaşı dökeriz. Sevgimizin, dostluğumuzun ölçüsünü ancak o zaman anlarız, ama ne yazık ki, bazen iş işten geçmiş olur. Çünkü geç kalmışızdır.

Bilir misiniz? nice köklü dostluklar, ayrılık tokatını beklermiş, anlaşılmak için?. İnsan bazen dostluğun önemini, değerini ve bir dostunu ne kadar çok sevdiğini ancak iş işten geçince anlar.
Balıklar engin denizde suyun kıymetini ancak ondan uzak kalınca farkına varır ab-ı hayatın ne olduğunun.

Dostluklar öylesine güzel, öylesine derin, anlamlı, incelikli, içtenlikli ki; bir güneş kadar sıcak, toprak gibi vefalı, su gibi temizdir.

Vefanın, dilin, duygunun, yüreğin el ele, yüz yüze, iç içe girdiği, gönül gönüle birleştiği, bir gül bahçesinin güneşlenmesidir dostluk. Fırtınalarda, boranda yüreğimizin ısınmasıdır. İşte o nedenle, her şeye rağmen sizinde bir dostluk gülünüz olsun yüreğinizde...

Her şeye rağmen, yaşamak şey güzel yine de. Önemli olan kimseyi düşürmeden, düşmeden, tutunabilmemiz hayatın bir yerlerine. İnsanların biribirini seviyor olması, dostluk kurması ne güzel. Ne güzel karların yağması, karların erimesi, uçuşması kelebeklerin, açması çiçeklerin her bahar ne güzel. Yüreğimizin çarpması sevgiyle, dostlukla, annelerin sevgisi, çocukların gülmesi ne güzel...

Siz de bir güle dokunun ve sadece koklayın göreceksiniz ki, dostluklar, sevgiler ne kadar önemli ve değerlidir.

Dostluk öyle bir şey ki, hep tazelenmek ister. Hatırlanmak ister. Dost olun sizde, şu üç beş günlük ömrünüzde kimseye kötülük etmeyi düşünmeyin. Size kötülük etseler bile. Vicdanı rahat, yüreği temiz olun. Dostluğun aydınlığını, sıcaklığını ve lezzetini tadın. İliklerinize dek hissederek yaşayın.

Yeri geldiğinde sararıp solun, düşen bir kuru yaprak olun, ama asla soldurmayın, sarartmayın dostluk gülünüzü...

Unutmayın, hayata hiçbir şeyiniz olmasa dahi, yüreğinizi ısıtacak hep bir dostluk gülünüz olsun...
y1pzSK1O9ZTBSWU9dWnsO960Ho_RcSD1BqHNm-lHuOgVqBU0HOpUn016znglhkVLbNBanSHbodQjXo[1]
Adına Dost Derler

   Hani vardır ya her yerde, hissetmek istersin onun varlığını... 

 Hani hep yanıbaşınızdaymış sanırsınız,

ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir...

   Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra,

sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarını açar sana,

sarılır ağlarsın omzunda doya doya...

   Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser,

bir kolun bir bacağın olur adeta...

   Ayrılmak istesen de koparıp atamazsın...

   Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar...

   O senin için farklıdır bütün insanlardan,

tabii sen de onun için...

   Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz,

kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez...

   Ne zaman yardıma ne zaman insana

ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz,

kendini adeta sizin için ayarlamıştır...

   Beraber gülüp beraber ağlarsınız, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize...

   O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı...

   O sana emeklemeyi öğretir, sen ona yürümeyi... 

O sana okumayı öğretir, sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider...

İşte bunun adına DOST derler... 
Hayatta hiçbir şeyiniz olmasın ama hep bir dostunuz olsun... 
 Dostlarınızın Kıymetini Bilin...

dusun7jj[1]

 
Bir gün su oLup akarsan yüregime
Bir damLa yagmur oL öyLe geL
Önce sacLarimi okşa,sonra yüzümden eLLerime düş
Bir gün su oLup akarsan yüregime
Bir damLa yagmur oL
GüLü$ün kadar cocuksu,gözLerin kadar parLak
Bir gün cicek oLup acarsan yüregimde
Bir kücük papatya oL önce
Büyüsün sevdan yüregimde,sonra kokun sarsin bedenimi
Bir gün cicek oLup acarsan yüregime
Bir kücük papatya oL
SacLarin kadar sen,tenin kadar beyaz.
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
http://img33.imageshack.us/img33/8189/cumarbg.jpg

Yürek nükleer güç merkezidir. Sevdiği zaman sevdigine cennet, sevmediği zaman nefret ettigine cehennem kesilir…

insanın kazanılması ne denli büyük bir saadetse kaybedilmesi de o denli korkunç bir felakettir...

Bir benimle ne çıkar demeyeceksin, baharın haberini karın altında kı
şa inat açan kardelenlerin verdiğini unutmayacaksın...

Kim var diye sa
ğa sola bakmayacaksın, ben varım diyecek ve yürüyeceksin...

önce seveceksin, garazsız ve ivazsız, pazarlıksız, bedelsiz seveceksin, sevginin illeti ölümsüz olacak ki sevgin de ölümsüz olsun.

Bir insanın yüre
ğinin aydınlanmasına vesile olduğunda dünyanın tapusunu sana vermişler gibi sevineceksin.

Onu kınamak yerine karanlık yüre
ğine ışık tutacak, sevgiden oltanı gönül ummanına şefkatle atacaksın...

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg
1 day ago
http://img512.imageshack.us/img512/2971/kandiltebrigirbg.jpg

Regaib Kandilidir Bugün. Bu kandil, dini literatürümüzde üç aylar olarak bilinen, Recep ayı ile başlayıp, Şaban ayı ile devam eden, rahmeti, feyzi ve bereketi bol olan Ramazan ayı ile noktalanan huzur ve maneviyat mevsimine girdiğimizin de habercisidir.

Üç aylar ismiyle şöhret bulan bu aylar ve içinde barındırdığı özel geceler, Allah’ın rahmetinin müminlere bol bol ikram edildiği, mağfiretinin, lütuf ve kereminin üzerimize sağnak sağnak yağdığı zaman dilimleridir. Zira bu günlerde kalpler aynı duygu etrafında birleşip çarpar, eller aynı düşüncelerle semaya açılır, gözlerden aynı hissiyatın yaşları süzülürken, dillerden dua ve tespihler aynı aşkla dökülür. Ayrıca bu aylar, durup düşünmenin, geçip giden zamanın değerini idrak etmenin ve daha iyi değerlendirmenin çaba ve imkanlarını sunmaktadır bizlere. Günlük hayatın koşuşturması ve yoğun temposu içinde insan, zaman zaman gönül alemine nazar kılma ve içe doğru bir yönelişi yaşama ihtiyacı duymaktadır. İşte bu mübarek gün ve geceler böyle bir deruni muhasebeye de vesile olurlar.

İman, insanın iç aleminden başlayıp hayatının her alanını aydınlatan bir hakikat bilgisidir, bir bağlanıştır. İman, bu dünyada yalnızlığının ve faniliğinin sürekli farkında olan, fakat bu derin hakikatı göz ardı etmeye de uğraşan insanı Yüce Yaratana bağlayan ve ona hayatın nihai anlamını kavratan bir güçtür. Namaz, oruç, zekat, hac, dua ve Allah’ı anma gibi ibadetler ise bu bağlantıyı canlı tutarlar. Giderek yalnızlaşan, maddi imkanı artmasına rağmen ruhi yönelişlerini yitiren günümüz insanına bir diriliş fırsatıdır üç aylar ve kandiller. Dinî hayatımıza olumlu anlamda yeni bir heyecan, canlılık ve ivme kazandıracak olan bu mübarek ay ve geceler, Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, vatanımıza, milletimize ve tüm insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmakta, yanlış ve kusurlarımızdan dönmemize vesile olmaktadır.

İnsan bir taraftan saygın, üstün hasletlerle donatılmış, diğer taraftan da pek çok zaaf ve kusuru bulunan bir varlıktır. Madde ve mânâ arasındaki dengenin madde lehine bozulduğu, dünyevileşen insani ilişkilerin ve değer ölçütlerinin hepimizi olumsuz yönde etkilediği zamanlarda, insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için, manen yükselirken öz eleştiriye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi sorgulamaya ve dinin manevi ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya, ihtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak kalmaya ihtiyacımız daha da artmaktadır. Öyleyse bu mübarek zaman dilimini fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri ve kırgınlıkları, şahsi menfaat hesaplarını bir tarafa bırakıp, Yüce Dinimiz’in bizden istediği, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulmasına, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.

Bu duygu ve düşüncelerle, Siz değerli kardeşimin , ve Ümmet-i Muhammedin Mübarek Regaib kandilini ve üç aylarını tebrik ediyor, milletçe birlik ve beraberlik içinde daha nice kandillere kavuşmayı, bütün İslam aleminin ve insanlığın barış ve huzur içinde olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg
June 25
http://img301.imageshack.us/img301/4051/benimadmakrbgdfd.jpg

Aşk benim adım aşk... kısacık bir kelimeyim ama anlamım ansiklopedileri aşar. Ne rengim belli ne zamanım? Ansızın dikiliveririm karşınıza. Beklenmedik zamanlarda sinsice süzülürüm yüreklerinize.Adım aşk benim...

Bir bakmışsınız hızlı hızlı çarptırmaya başlamışımdır kalbinizi. Heyecan yüklerim benliğinize bir anda değiştiririm renginizi. Siyahtan maviye yol alır kalpler benimle.En acılı yüreğe bile huzur verir benim adım. Benim adım aşk...

Gece gündüz demeden damarlarınızda dolanırım.
Gururunuzu ve mantığınızı silerim bir anda... Size aynı anda korkuyu ve cesareti verip hayatınızı en tatlı oyuna dahil ederim. Ben ruhunuza güneş gibi doğduğum gibi bazen geceleri getiririm.Benim adım aşk...

Ben bir karmaşayım.Size şiirler mektuplar ve güzel sözleri yazdırtan duyguyumdur ben. Bir gülde değişir bazen adım ve sevgiliye yol açarım kalpten kalbine. Ben size en aptal şeyleri yaptıran şeyim aslında. Aşk benim adım aşk...

Bazen ruhunuzu sıkıştırıp sizi kendinizle başbaşa bırakırım ve benim sayemde birleşir sevdiğinizle elleriniz. Ben öyle bir şeyim ki sizi hem hayata bağlarım hem hayattan soyutlarım. Ben yaralarım ve yaralarınızı saranım. Benim adım aşktır...

Ben çözümü en zor vakayım.Aşk benim adım aşk... Anlamım ve yaşatacaklarım sınırsızdır aslında ama ne gerek var hepsini şimdi anlatmaya. Benim adım aşk...

Beni yaşadıkça tanıyın. Bir gün elbet sizin yüreğinize de uğrarım. Benim adım aşk... Ben bambaşkayım

 

   




img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg
June 21

Beyaz bir kağıda mahkum hançer-i kelâm..
Mürekkep zindan olmuş el – âlem elinde..
Olmasaydı aşk gölüne minnettar kalem…
Hüznüm boy sürer miydi böyle avare dilimde..!
Bir aşk-ı bâkidir..! MEVLA’dır..! sonsuz bir deryadır..! adı: nâr-ı aşk…

Bir Meryem’dir.. suspus olmaktır.. teslimiyettir.. adı: nâr-ı aşk…
Bir yâre-i hicrandır .. hüzündür.. göz yaşıdır adı: nâr-ı aşk…
Bir Züleyha’dır.. Yusuf-i lisandır .. iffettir.. adı: nâr-ı aşk…
Bir derd-i mübtelâdır.. sabırdır… âh dır adı: nâr-ı aşk…
Bir ahuyu ceylandır.. yârdır.. canândır.. adı: nâr-ı aşk…
Bir mecnundur… ayrılığı vuslattır.. adı: nâr-ı aşk…

Bir muhabbettir..!


MUHAMMED MUSTAFA‘dır. ! yanmaktır… adı: nâr-ı aşk..

Selam ve dua ile

May 15
http://img198.imageshack.us/img198/9843/cumatebrigirbg.jpg

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

Nahl 90

Sadakallahülazim  / Allah doğru söyledi

http://img194.imageshack.us/img194/9748/kuranrbg.jpg

Sana bir dua eden olsun...

Sen birine dua et..

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır......

Karanlıkları aydınlatan....

Sana ummadık kapılar açan....

Bilmezsin kimin için etti
ğin duadır.......


Seni böyle ayakta tutan....... can dostlardır

headerphoto


"Dünya çok kısa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret hayrı..."

(02
. 02. 2001 - Avustralya, Esat Coşan Hocaefendi)

"İslâm'a hizmet her Müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin, vaizlerin, hafızların değil... Her mü'min, kendi meslek alanında ve kendi eğitim birikim, imkan ve müktesebatı (edindiği bilgiler) miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm'a ve Müslümanlara faydalı işler yapmaya çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki, İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi, sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti (şerefi) nasib eylesin!"

(İslam Dergisi, Halil Necatioğlu,. Mart 1998)

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpghttp://img104.imageshack.us/img104/9335/allahrazolsunls0.jpg

May 15


Allah'ım hamd Sanadır.
Salatın, övdüğün ve seçtiğin kulun ve Resulün Muhammed'e ve Onun pak aline, ashabına olsun.
Bize bu büyük Cuma gününde alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resulüne salat ve selam ederek, katından bağışlanma ve kurtuluş ümid etmeyi nasip et.
Dua dostlarımın sıkıntılarını bu günde, şimdi, hemen, takdirinle gider ve kurtuluş yolunda hepimize bir kapı aç.
Sıkıntılardan uzak, huzurun gölgesinde geçireceğiniz günlerin
ömrünüze yansıması,

Ömürlerimizin bereketli, kazançlarımızın karlı, sevinçlerimizin
daim olması dileğiyle...

Cuma'mız mübarek , dualarınız kabul olsun.

Sevgiyle kalın, sağlıkla nefes alın…inşaallah


 img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg

Apr. 24
http://img23.imageshack.us/img23/8189/cumarbg.jpg
Dua, dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
 
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu
 
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve 
 
***Kardeşim, sevinin , başlar yüksekte!
 
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
 
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış , ebed bizimdir

Necip Fazıl Kısakürek


Apr. 17
http://img521.imageshack.us/img521/923/cuma1by5.jpg

Bu yola herkes girer, ama dikenler ayağına batınca herkes devam edemez.
 
İslam yolu dikenlidir.

Çünkü, İslam bugün dikenlerin içinden çıkan güldür.

Bizler nasıl bir insan olduğumuzdan öte; İslamiyeti bu cemiyete nasıl tanıtacağımızı düşünmeliyiz ?..

" Kişide olmayınca haya ile edep: okuyup alim olsa yine merkep yine merkep "

Cennet SAK
/ 1999
http://img142.imageshack.us/img142/3853/yol1ls4.jpg

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg
Mar. 5
http://img6.imageshack.us/img6/1394/lafzatullah.jpg

Kendimize hiç sorduk mu acaba ? Yaşamın neresindeyim, imanımın neresindeyim,... ve dahi neresindeyimin neresindeyim. Belki ömrümüzün son demlerini yaşarken böylesine kendimize zaman ayırıp hesap görebildik mi ? Bunları öylesine unutmuşuz ki bir türlü fırsat bulamıyor, vakit ayıramıyoruz. Ötesi kendimizi, sevdiklerimizi, hayallerimizi, düşüncelerimizi de eklersek müthiş derecede zavallı duruma gelen bizler bu duruma daha ne kadar tahammül edebiliriz. Bunlar kesinlikle isyan değil. Üzüntümüzün, sıkıntımızın bir türlü kendimizi bulamamış olmanın buhranı, çevremizin, insanların, değer yargılarımızın dejenere olması, dostlukların, arkadaşlıkların menfaatlere kurban edilmiş olması ve düzeni çıkar, maddiyat olan zihniyet.


Herşeyimizi insan olarak maneviyatımızı, saflığımızı, temiz düşüncelerimizi, güvenimizi, sevgimizi, saygımızı en önemlisi takvamızı
[ imanımızı ] çalma uğraşı içindeler.

Tabiri caizse, pamuk ipliğine bağlı imanımızı güçlü, kuvvetli hale getirmek şöyle dursun; hergün belki sayısız günah işleyip tövbe - istiğfar etmeden, ar damarı çatlamışcasına, emr-i bil maruf'u bırakıp nehy-i anil münker'i terk ederek kısaca ALLAH'tan (c.c.) uzaklaşarak kendimizi nasıl bir ateşe attığımızı göremiyor muyuz?

Biz aramalıyız ihlasımızı, gönül ateşimizi,gönül zenginliğimizi, kalbimizin heyecanını bu öyle bir hasret ki; gönül gözü açık kalple muazzam bir tatlılık, zevk ve tarifi olmayan duygularımızın lezzetini bulmak, ulvi derecelere ulaşmak gerekiyor. Sabretmesini bilmiyor, devamlı hata yapıyoruz.

Yani hergün için yeni bir sayfa açıyor olmamızla beraber, birgün temiz, beyaz sayfaların biteceğini bilmeliyiz biliyoruz. İnsan bir boşluk ve amaçsızlık içinde hissedebilir kendini. Sanki şu ana kadar bahsedilenler de bir karamsarlık hissedilse de  esası hesapsız yaşamanın bir faturası sonunda ağır olabilir.

Bu yüzden dir ki gün bugün ise hesap bugünden görülmeli yapılan hatalardan bir ders almanın vakti geldide geçiyor. Zaman değerli su misali akıp gidiyor.
Şuurlanmalıyız. Rabbimizden hakkıyla korkmalıyız ibadet ve taatta bulunmalıyız.

İmanımızı kurtarmalıyız. Mevlamızın kulları olarak rahmetine yürüyebilmeliyiz. Rahmetini celbeedecek bir ömür yaşamalıyız. Huzur iklimine güzelliklere doğru yol almalıyız.

" Aşk'ı unutmuştuk, AŞIK olmalıyız BiZ. "

RıZa BeRKaN GÜLER

/21.05.2003


HAYIRLA KALIN

Her şey ama herşey gönlünüzce olsun. Tüm güzellikler sizi bulsun.

Allah yar ve yardımcınız olsun.

Hiçbir Emanetin Zayi olmadığı Yüceler Yücesi ALLAH'a emanetsiniz.
 
img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg

"Sevgi,saygı ve hürmetlerimle..."

http://img104.imageshack.us/img104/9335/allahrazolsunls0.jpg



Feb. 26

Yaşantımız ALLAH yolunda hayırlar ile dolsun. HAKKı bilelim HAKKı bildirelim.

HAKK düşsün gönüllere. Cuma günümüz dirilişimize vesile olsun. CUM'A mız mübarek dualarımız kabul olsun.YA RAB ! Kararmış kalbimize Aydınlık, Daralmış gönlümüze ferahlık, Sönmüş ruhumuza Nur, Donmuş cesedimize sürur, Hayatımıza lezzet, Mematımıza cennet ihsan eyle, Amin Amin Amin

Dualarda beraber olmak ümidiyle..

Allah'ım ! Nefislerimizin terbiyesinde bize yardımcı ol... Bizi doğru yoluna kavuştur. Allah'ım,kalplerimizi nurlandır, nurlandır ki, insanlar nurumuzdan istifade etsinler. Bize ünsiyet şarabından içir, içir ki susuzluğumuzdan eser kalmasın... Bize şükrü ilham et. Allah'ım ! Bizi yalancılıktan uzak eyle, ( amin )

Yâ Rabbî. Bize sarsılmaz bir imân, güzel bir ahlâk, şükredici bir kalp, sabredici beden, zikredici dil, kaza ve kaderine rıza gösteren hayırlı ömür, sâlih evlat, dünya ve ahirette güzellik ihsan et, ana ve babamızı da mağfiret eyle... Ya Rabbî... Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyanın, Ehl-i beytin, Eshab-ı kiramın ve bütün evliyay-ı kiramın sevgisini ve sevgisine kavuşturacak amel ve işleri nasip eyle... ( amin )

Rabbimiz! Güçsüzlüğümüzü ve Senin isteklerini yerine getirmedeki yeteneksizliğimizi
Sana şikayet ediyoruz. Üzüntümüzü ve tasamızı da yalnız Sana arz ediyoruz.
Özünün hakikati ve yüzünün nuru üzerine yemin ederiz ki, Sana duyduğumuz ihtiyaç,
Senin zenginliğine denk! Sana olan ihtiyacımız Senin büyüklüğün kadar...
Bildirdiğin ve gizlediğin tüm isimlerini ve Kur'an-ı Kerim'i, kalbimizin baharı, gönlümüzün nuru, sıkıntımızın ilacı yap. ( amin )




img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg

Feb. 13




Her doğumda bir ölüm, her ölümde bir doğum var. Hüzün bahara sevdalı ve sevda sevdasına sevdalı. Kim der ki kar üşür. Kar yanmıştır bilen yok. Nasıl olur bu. Evet, kar yanmıştır çünkü karı kar yapan aşktır. Aşk yanmak ister. Yanmak hem kaç kez yanmak ister. İşte oda yandı ve yanmanın hükmü ile emir vuku buldu yere düştü. Sen ezeceksin onu ne önemi vardı ki o aşk ile ezilmişti ya. Sen ezsen ne olur ezmesen ne olur. O öyle nazlı nazlı süzülürken göklerden bir bakış attın mı o düşme sevdasına.


Her kar tanesi başkadır neden ki? Hepsi başka
âşıklar da ondan. Hepsi pervane aşkın başrol oyuncusu. Yavaş yavaş süzülür sanki ey gök inişime şahit ol der gibi. Sanki gökte serenat var Rabbe. Ey sevgili düşmem sana, yok olmam sana birazdan ezilmem, ayaklar altında kalmam sana. Görün ey insanoğlu ben ki cansız ruhsuz bir kar tanesi ama sanma ki ben aşkı bilmem. Aşkı bilmeyene senden iyi âşık ben. Zerreme baksan aşkın çizgileri var. Kar neden beyaz. sevdanın rengi midir beyaz. Öyleyse neden hala siyaha sevdalı bakışlar. Elinize alsanız eririm. Su olur da akar giderim. Gidişim toprağadır. Sen gibi, hasret gibi belki vuslat gibi. Sevdamın kahrı erimekse ebedileşirim ellerinde.


Kalbim yok benim ne şanslısın sen. Kalbine hiç kar yağdı mı peki. Kalbine
aşkın ısıtan karı salına salına indimi paraşütsüz. Aşk paraşüt istemez ki o düştüğü yerdedir. Düştüğü yer kalp ise gerisi boş verdir. Düşmen ölümün değil doğumun olur. Kara kutundan sadece aşk çıksın. Çıksın ki doğum budur. Doğan aşk ile ölmüşse bir ölüme bin kere doğum var demektir.


Kalbin kartopu nedir kor topu oynadı mı hiç. Kartopunu sen bil, ben kor topunu anlatacağım. Kor nedir ki ateş sevdalısı
aşk mı? Yoksa ateş kor sevdalısı aşk mı? Kor nasıl bir bakış ister sevgiliye cemal der inler her bir zerreye. Cemalullah nasıl kor ister bilir misin? Kırmızının en koyusunda gizli bildin mi. Öyle yanacaksın yanmak bile hicap edecek senden. Küllerinden ateş çıkacak. Küllenen hep alevlenecek. Çünkü ilahi aşk, onun közü de yakar. Kibrit mi ister, gönül kibritin sende dışarıda arama. Yanmak içerde olursa kibrit hep boşuna. Bu gönül pikniği ateş sen, alevleyen O (c.c) . Yanan sen yakan O. Ağlayan sen ağlatan O. Secde eden sen secden de O. Gözyaşı sen müsebbibi O. Canan sen can O.


img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg

Jan. 19



Bir nokta değilken şu dünyada cismim,

Kainatı sarmalar

İlahi, Aşkınla yüreğim!

Ellerinde dengem,

Bir küçücük kemiğin.

Kudretine şahitlik eder,

Her azası ile bedenim!

Ömrümü kare kare arşivler,

Bir umman sanki beynim.

Sen'de gizli geçmiş ve gelecek,

Bütün bilinmeyenlerim.

Her zerresinde 'ol' emri var,

Yarattığın alemlerin.

Adın ile başlayıp,

Adın ile dönen günlerin!

Şahidim olsun aşkıma!

Omzumdaki iki meleğin!!!

Seni Seviyorum Rabbim!

SENİ SEVİYORUM!!!....

vesselam......

 

 


hayırlı geceler  kardeşim .selam ve dua ile..

Dec. 17


BAYRAMLAR ÖYLE BİR GÜNDÜR Kİ
GELİŞİ BüTÜN BİR YIL BEKLENİR VE GİDİŞİNDEKİ KEDER
ANCAK BÖYLE BİR İKİNCİ GELİŞ ÜMİDİYLE HAFİFLER;
KURBAN BAYRAMINIZIN BİR NEŞEYLE GELMESİ VE TÜM AİLENİZİ SEVINCE BOĞMASINI EVİNİZE BEREKET GETİRMESİNİ TEMENNİ EDERİM.

HER ŞEYE KADİR OLAN YÜCE ALLAH BIZLERİ DOĞRU YOLDAN AYIRMASIN
GUZELLİK,BİRLİK,BERABERLİK DOLU HER ZAMAN ÖNCEKİNDEN DAHA GÜZEL VE MUTLU OLALIM İNŞALLAH

BAYRAM SABAHLARI DEMLİ BİR ÇAY,SU BÖREĞİ. BAYRAM ŞEKERLERİ,ŞEKER İSTEYEN ÇOÇUKLAR, KUŞ SESLERİ,BİR TATLI TELAŞ,BİR KOŞTURMACA, KÖPRÜ HEP KAPALI VE KALABALIK, BAYRAM PROGRAMLARI, KOLONYA İKRAMLARI, BAYRAM HARCLIKLARI, UZUN BAYRAM TATİLLERİ,EV GEZMELERİ,KISA HAL HATIR SORMALAR,EL ÖPENLERİN ÇOK OLSUNLAR VE DOLU KÜÇÜK AYRINTI. HEPSİNİN BİR GÜZELLİĞİ VAR DEGİLMİ?

HAYATIN ÜZERINDEKI ( PAUSE ) DÜGMESİNE KISA BİR SÜRE İÇİN BASIN HAYATI DURDURUN BAYRAMI DOYASIYA İÇİNİZE SİNDİRE SİNDİRE YAŞAYIN

MUTLU
SIHHATLİ
KEYİFLİ
VE NEŞE DOLU DAHA NİCE GÜZEL BAYRAMLAR DİLERİM DEĞERLİ KARDEŞİM
BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg
Dec. 10